Ah, özlediğim zaman…
Hatıramda yeniden canlan.
Bırak dilim sussun bu defa,
gönlüme bak—söz orada.
Ya da daha iyisi, ey nar çiçeğim,
I
Her gecede herkes yetecek kadar acı var
Dünyada fırtına, yürekte yangın,
Sorarım: niçin kavga, niçin hırçın?
Zamanın gölgesinde saklı kalan sır,
Her düşen yaprakla söner mi bu yar?
Gönlüm,
Nil kıyısında bir akşam ezanında başlıyor yürümeye,
Kahire’nin dar sokaklarında
ud sesine karışan çocuk kahkahaları
ve bir yerlerden yükselen Ümmü Gülsüm nefesiyle
yavaş yavaş hafifliyor yorgunluğu.
Gördüm…
Bir daha hiç göremeyeceğimi
Sokakların sessizliğinde,
Koşturmacanın türküsünü dinlerken,
Kaybolmuş adımların arasında.
Anlamaya çalıştım
Bu fahişeyi niye gördüm rüyamda
Ne dedi bana
Ne fısıldadı kulaklarıma
Onlarsız yaşadığımızı sandığımız dünyada
Yaşadıklarımızı soylu bir fahişeden öğretti sanki hayat
Şarkılarımı dinlerken
Anlıyorum
Senin dışında hiç kimse için
Artık söylemeyeceğim
Sadece seni dinliyorum
Seni dinleyeceğim
Ruhumu yollar aşındırdı;
göğsüme eski bir zaman çöktü.
Ayaklarımda ömrün tozu,
içimde varılmamış muratların sızısı.
Hangi yöne dönsem kendime çıkarım;
Ey aklında binlerce sual taşıyan,
Her soruyu bir kapıya,
Her kapıyı Yaradan’a götüren yol bilen;
Zamanın cilvesinden değil,
İç âleminin ıssızlığından
Acısına sarılan yolcu…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!