Ruhumu yollar aşındırdı;
göğsüme eski bir zaman çöktü.
Ayaklarımda ömrün tozu,
içimde varılmamış muratların sızısı.
Hangi yöne dönsem kendime çıkarım;
hangi ufka baksam uzaklık büyür.
Zaman pas tutmuş, yol yorulmuş,
insan eskimiş.
Saatler bileğimde çürümüş bir zincir,
günler içimin avlusunda sararmış yaprak.
Uzaklardan adımı çağıran sesler var;
ben yürüdükçe yol uzar,
umdukça yenilgi derinleşir.
Taş susmayı öğrenmiş,
toprak sabrı.
Kırlar, eski baharları
köklerinin karanlığında saklar.
Rüzgâr, unutulmuş bir türkünün
son nefesini taşır.
Acı eskimiş,
içimdeki sızı eskimiş.
İçimde bir vakit yangın olan ne varsa,
şimdi avuçlarımda üşüyen kül.
Ne sevda ilk günkü masumiyetinde,
ne ben o sevdaya inanacak kadar gencim.
Yine de insan nereye gitse,
önce içindeki adsız sızıya varır.
Kalp, kendi yıkıntısına yaslanır;
sessizce ağlar.
Aşk eskimiş,
Mecnun’u anlamaz olmuş maşuk,
verilen söz eskimiş.
Meydanlarda mavralar savrulur;
hakikat yorgun, zaman hoyrat.
Yüzüme çarpan her rüzgâr
eski bir yiğitliğin kokusunu taşır.
Ve ben; zamanın, yolun, kırların, aşkın
kül tuttuğu yerde hâlâ yürürüm.
Umut eskimiş, mey eksilmiş;
öz susmuş, söz eskimiş.
Kayıt Tarihi : 17.05.2026 21:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!