Ölüler geziyor aramızda
Konuşuyorum,
Ölülerle konuşuyorum
Yaşam bitmiş, toprak kurumuş
İçimizi karartan zaman mı?
Ahir zaman mı?
Alabildiğine güz yaşıyoruz,
Yapraklar gecenin göğünde savruluyor,
Ey sevda kuşum, zamanın hazanı
Eylül kadar güzel değil artık,
İçimizde kanat çırpıyor, sessiz bir isyan gibi.
Şehirde…
koştur koştur kayıp bir şair arıyorum,
bu şehirde bitmiş bir hiçliğin gölgesinde duruyor o.
İmgesi kaybolmuş;
Afrika’nın çöllerinde rüzgârlarla savrulmuş,
Aşk...
güneşli bir günde aniden düşen yağmur gibi,
ruhun zincirlerini kıran özgürlük gibi.
Aşk
yaşımın on yedisinde hep
Ey sevgilim ait değiliz hiçbir yere
asi gönlümüz başına buyruk
bütün talimatların ötesinde
Bir başkaldırı sanki dünyaya
Aşk için...
aşk için...
Dudaklarını yakmıyorsa
Ve gözlerinin içini titretemiyorsa
Hangi kapıdan girilir kalbine?
Sen, hayatın en büyük yalanı,
En ağır sırrı değil misin aşk?
Zaman akıyor;
ömür, ömür üstüne ekleniyor,
taş taş üstüne yığılıyor,
toprak aynı, hava aynı, su aynı.
Yıllar geçiyor, insanlar bu âlemde savruluyor;
Hep ellerinden kayıp gidecek dünya
Sen
Colette’in Lèa’si gibi
Ağlayacaksın
Kayıp zamana
Eylül ayıydı, yağmur yağıyordu sessizce,
Yollarda biriken sular, dökülüyordu özlemlerle ince ince.
En uygun zaman şiir için, gönül titrerken,
Melankolinin gölgesinde kalır her hece sessizce.
Anlayamadı, ya da anlamlandıramadı,
Rüzgâr esiyor başımda,
Kâh kayboluyor bir gölge gibi,
Kâh çağın yangın yerinde savruluyor
Sert metal kanunlarının arasında.
Zaman bir oyuncak oluyor ellerimde,
Ezgi ezgi, fırtınanın içinde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!