Efsunlu bir zamanı fısıldar her sonbahar bana;
Hazreti Süleyman’ın,
dünyanın bir daha duyamayacağı sazlarla
Belkıs’a söylediği şarkılar gelir kulağıma—
Her yüzyılda bir kez…
Ve ben yine yaşarım bunu.
I – Sonbaharın Açtığı Kapı
Her sonbahar, göğün en eski defterlerinden bir sayfa
sessizce yere iner;
rüzgârın avuçlarında sararan yaprakların arasından
çağların kaybolmuş nefesi
içimin en uzak dehlizlerine sızar.
Uzun yıllar hapishanede yatmış bir serseriymiş
İnanmış inandığına
Yar sever gibi sevmiş inandıklarını, vatanı
Bağlanmış kalmış oralarda
Hayat bilmez, ölüm bilmez, hastalık bilmez acı bilmez
Eski kuşak bir devrimci
Şiir okuyor o ara
Ne güzel şiir
Yargısını insan kendisi yapmamalıdır
Diye mırıldanıyor bir anda
Nasıl kötü gelsin ki bir insana yaptığı
Geldi yine hülyalarım,
Dağlara götürdü beni.
Dünyadan uzak, kendime yakın,
Yaşamak zor dedi biri.
Hani dağları vardı memleketin,
Ben yorgundum
Ama saatler de yorgundu
Peki, saatleri ne yormuştu
Yağmur yağmıştı şehre
Yağmur sonrası kaldırımlarda karıncaların telaşı
Sen benim aradığım yerlerde değilsin
Geçtiğim yollarda değilsin
Başım yokluğunda yıllara eğilir
Sen yollardan geçersin
Yıllar senle değil...
Sen diye biri
Ben diye birisinin olmadığı günden beri
Sen diye birisi de yok artık
Biliyor musun?
Ben ve senin
Seni sonunda aradım
Biliyorum sesini duymasam
Çıldıracaktım
Hayalin merhamet gibi
Sararken yüreğimi
Sen yağıyorsun geceye,
Gündüze
Ve gönle
O iflah olmaz iyi yüreğin var ya
İşte o değiştirecek




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!