Varlıklar ilme ayak, mâna zamana ayna,
Gerçekler yarı çıplak, hakikat örtülüdür!
Kemik üstüne kemik, toprağa gir ve kayna,
Mahşerde günah feci, tasnif gürültülüdür.
Doğanda doğuranda mucizeye ihbarlık,
Sığınmışız Yaradan'ın koyuna,
Hilekârı tekrar alır oyuna,
Âbât etmek şanındandır Mevlâ’nın,
Dönüş için fırsat verir kuluna...
Bu derbeder hâlimi örtmez altından libas,
Ne toprağa kızgınım ne âsumâna küskün!
Kuyunu kazan fitne dostsa da etme örtbas;
Çeksin derin zulmeti, kalsın şerefe düşkün.
Tomurcuğu zamansız kim kopardı dalından,
Rüzgâr mı, söyle frezya…
Ben mi acımasızım merhamet diyarından,
Bir tomurcuk bin aşık,
İnsafta yer etmez ya…
Aahh frezya…
Aklını ört, bilimden kaç, hadîs uydur, kal nâçâr;
Gerçek hadîs Kur’an ile Evrene ışık saçar.
Dine değil Allah'a tapmak olsun asliye,
İnsan insana ancak infakla yapar eşlik,
Komşusu aç yatanın adı çıkar âdiye,
Günaha aşık olan dinde yapar serkeşlik.
Bozukluklar cebimi delip geçmesin diye,
Bitmez bu ölenleri mezara atıp örtme oyunu,
Günü geldikçe herkes girip ölçecek kendi boyunu,
Dünya var oldukça insan yağmurları devam edecek,
Sürer bu terane, kimse kurtaramaz kendi soyunu!
Ey melek bu ne hal, bu ne tabiat;
Derin iştiyakla cana kastın ne,
İcrâya koyduğun besbelli sanat-
Her candan bir ödül, ödül üstüne.
Porteyi tanımam, diyezi bilmem;
Hocam,
Ben yedi yaşındayım!
“Annemle
babam ayrı,
halama
anne derim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!