Issız loş sokakta akarken zaman
Saçaklara yağmurlar çiseledi.
Hazan bahçesinde artık duyulan,
Uzaklaşan eski ayak sesleri...
Nerde o panjurlu güzel evimiz?
Ahşap sedir, tahta masa başında
Yaşamak...
Yaşamak ki; uzun yolculuk...
Bilinmeyen yollarda uzayıp giden,
Hangi şehir? Hangi insan? Bilinmez...
Yaşamak...
Hayâl âleminin esintileri...
Görünmeyen, yankılanan anılar...
Gönül bahçemizin gizemli çiçekleri...
YILDIZLAR VE SEN...
Ne zaman seyretsem yıldızları,
Sen geliyorsun aklıma...
Şiirler ve yıldızlar...
Yansıyor gözlerime yıldızlar...
(Filistin'de babasının yanında vurulan çocuğa)
Kan bürünmüş sanki bütün gözleri,
Kana susamış toplar, tüfekler,
Göz gözü görmüyor,
Her yer toz duman.
Yitti sevgiler sanki buhar olup uçtular,
Bir kolye gibi kopup, dağıldılar yerlere,
Ne yazık ki gözlerde sanki birer suçtular.
Artık kalmadı rağbet, bakılmaz değerlere,
Paran var mı cebinde, güzel, alımlı mısın?
Güneş batar sanma, gezer ufukta, (Akrostiş)
Ümit olur doğar başka göklerde.
Lâkin görünmez olur, ışığı nokta,
Titrer, yanar her an dost yüreklerde.
Elvedâsı hazin bir hoşgeliştir,
Kutlu karşılanır o bilinmezde.
Gözlerinde meltem,
Gözyaşlarında hüzün şarkıları var,
Bakınca gözlerine eririm, eririm yâr...
Gözlerinde yıldızlı kapkara geceler,
Ya da masmavi denizler var.
Gözlerinde bilmem ki, hangi sahillerin yosunları var?
Evimizin penceresi Bahariye yokuşunu boydan boya görebileceğimiz bir yerdeydi. Yaz kış cıvıl cıvıl olan bu caddeyi seyrederek kahvaltı etmeyi çok sevdiğim için üşenmez, iki kişilik soframızı hep oraya hazırlardım. Bu benim en çok sevdiğim saatlerdi. İşe gidip gelenleri, acele adımlarla bir aşağı bir yukarı hızlı hızlı yürüyen insanları seyretmekten büyük haz duyardım. Öyle ki, hiç tanımadığım birçok yüze âşinâ olmuştum. Hattâ bazı günler ordan geçmeyen insanları fark eder,‘’hasta mı acaba’’diye merak ederdim. Eşim gülerdi bana. Oysa onlar benim vefâlı dostlarımdı. Kiminin yürüyüşünü sever, kiminin başı önünde düşünceli gitmesinden hüzün duyardım.
Bu dostlarım arasında biri vardı ki, onu babama benzettiğimiz için daha da sever, adetâ yolunu gözlerdim. Fötr şapka takar, temiz, eskice bir elbise giyerdi. Elbisesi ona dar gelmesine rağmen, düğmeleri hep ilikli olurdu. Yokuş boyunca sakin sakin yürür, biraz ilerdeki binanın önüne gelince durur, soluklanır, terini silerdi. Sanki orada mahsustan oyalanır, bazen kaçamak, bazen mahzun bakışlarla bakar, bakar, yine âheste adımlarla uzaklaşırdı. Öyle olurdu ki, kimi zaman peşinden koşup:
‘’Baba! Baba! Niye bize uğramadan geçiyorsun? Diye seslenmek gelirdi içimden… Çocukluğum gelirdi aklıma. Koşup bacaklarına sarılmak, hâlâ hatırladığım kokusunu içime çekerek elindeki filesini alıp, elini tutup eve yürümek isterdim. Uzaklaştıkça, o eski anılar da yerini hüzne bırakırdı. İçim burkulurdu. Ya gülümserdim, ya da iki damla yaş dökülürdü yanaklarıma…
Bir gün eşim eve, sanki bana bir müjde verecek gibi geldi.
‘’Hanım, hani o babana benzeyen bey var ya. Biraz önce onunla sohbet ettim.Ömrü sizin olsun, rahmetli kayınpederime öyle benziyorsunuz ki, hanım, hep siz geçerken babası geçiyormuş gibi mutlu oluyor. Bir gün bize teşrif ederseniz çok sevinir, eminim, dedim. Adamcağız çok şaşırdı. Sonra gülümseyerek:
Bir rüzgardı bizi ordan oraya savuran,
Sen, ey, yüreği sevda yüklü kervan...
Duy sesimi, çağrımı duy, duy beni...
Düştüm, kuru yapraklar misali yoluna...
Bu bir devrân ki, her ay tutulmasında yeniden başlar...




-
Hüseyin Erdoğan
-
Halenur Kor
Tüm YorumlarŞiirleriniz sevgi dolu duygulu biz okuyucularınızın gönül tellerini titretiyor gönül bahçelerinde rengarenk bahar açıyor ateşe veriyor gönül ovalarımızı sevgi seli olup basıyor Kuylutyorum
ABDÜLHAK HAMİT’İN ŞİİR TANIMI:
İnsan, bazı kerre, hatırına gelen bir hayali tanıyamaz, o kadar güzeldir.
Zihninde uçan bir fikre yetişemez, o kadar yüksektir.
Kalbinde doğan bir hissi bulamaz, o kadar derindir.
Bu acz ile bir feryad koparır, yahud pek karanlık bir şey söyler, ...