Yürüdüm,
Yetmedi yollar acıma.
Yürüdüm, bitti yollar,
Dönmek istemedim tekrar acıya...
Gitsem duvar, dönsem acı,
Kaldım öylece...
Ben anayım,
Çocuklarımın ve bütün çocukların anası.
Sevgi, sevgi diye atar yüreğim.
Zarar gelse kılına,
Tırnağına batsa diken,
Yüreğimden damlar kanı,
Göğe doğru uzanan o ellerimiz elem dolu,
Kapkara olmuş yıldızlar, yağdırmıyor nurlarını.
Nasıl sıkmış kemendini, bahtın acımasız kolu,
Zalim kader yüksek örmüş, kayalardan surlarını…
Ömür boyu çabalasam, aşamam ki dağlarını,
Ellerine tutunmak,
Gözlerinde tatmak mutluluğu;
Elvedâ diyebilmek, hüzüne...
Huzur verebilmek;
Bir ömür boyu,
Yüce kavak, yüce kavak hışırda,
Gelen nedir bilemem ki başıma?
Avluda oturmuştu Gültâze. Kerpiç duvara sırtını dayamış, dizlerini kırmıştı. Başındaki güllü yemenisi bir yana kaymıştı. Gözleri öfkeliydi Gültâze'nin... Gözleri ıslaktı... Gökyüzüne bakıyor, bakıyor da görmüyordu. içinde bir öfke kabarıyor, kabarıyor, çaresizlikle acıya dönüşüp, bağrına bir taş gibi oturuyordu. bakışları çocuktu Gültâze'nin...Bakışları mâsum, ürkek ceylanlar gibi. Yüreği küt küt atıyor, sıkışıyordu.
Henüz onüçüne yeni basmıştı. Hatları yeni yeni genç kızlığa dönüşüyordu. Simsiyah saçları vardı, upuzun...Belik belik örmüştü anası. Boncuklar takmıştı aralarına. Kapkara gözleri vardı Gültâze'nin. hep uzaklara bakan, hep uzaklara dalan...Kapkara kirpikleri vardı, ok gibi. Daha çocuktu ama, onu gören gözlerini alamazdı bir zaman.
O da oynamak isterdi bazen. Koşardı, kınalı kuzusunun ardından. Güllü yemenisi düşer, saçları savrulur, yanakları al al olurdu...Ama, biri vardı ki, Gültâze'yi çok korkutuyor, her kapının ardından, her ağacın gölgesinden, her delikten fırlıyordu... Aklını başından alıyor, ödünü koparıyordu...…Gültâze onu görünce korkudan titriyor, o çocuksu neş’esi kayboluyor, gözlerine yaşlar hücum ediyordu.
Güneşin battığı yerden doğuyorsun yüzüme,
Dağıtıp saçları birden dönüyorsun gülerek.
Geliversen bana ah sen, hani candın özüme?
Tepelerden bakıyorsun güzelim göz süzerek.
O bakışlar ki bu kalbin kırılan aynasıdır,
Karanlık, kapkaranlık bir uçurum...
Oysa dünya ne kadar güzel...
Güneşin sıcaklığı iliklere işlerken,
Kimdir sırtıma buz dağlarını yükleyen?
Şelâlerin sesini duyuyorum...
Coşkun akan nehirleri.
Sazlar vurur, inler teller, yanıktır türküleri,
Gönüllerde yanar ateş, sanki gelmiş kışları.
Gamlı bakar, içli içli söyler aşk şarkıları,
Neden, dosttan ve düşmandan gelir sitem taşları?
Saçlarını savururken, güller kokar nefesi,
Neydi bilmem, neydi sorsam, inci yaş dolmuş gözün,
Gölgelenmiş bağ ve bahçen, târumâr olmuş yüzün.
Şimdi sönmüş gökte âteş, sanki kaybolmuş yazın,
Kâinât'ın sırrı, bildim, vazgeçilmez âh hüzün...
Hep bürünmüş gamla keder, dertle yırtılmış şalın,
Gönlümde hasretsin, kalbimde ışık,
Seni çok özledim, güzel Malatya.
Çok yer gezdim ama can sana âşık,
Bir gün döneceğim güzel Malatya
İrem bahçelerin çiçeğe durmuş,
Kayısı kokuşlu güzel Malatya.




-
Hüseyin Erdoğan
-
Halenur Kor
Tüm YorumlarŞiirleriniz sevgi dolu duygulu biz okuyucularınızın gönül tellerini titretiyor gönül bahçelerinde rengarenk bahar açıyor ateşe veriyor gönül ovalarımızı sevgi seli olup basıyor Kuylutyorum
ABDÜLHAK HAMİT’İN ŞİİR TANIMI:
İnsan, bazı kerre, hatırına gelen bir hayali tanıyamaz, o kadar güzeldir.
Zihninde uçan bir fikre yetişemez, o kadar yüksektir.
Kalbinde doğan bir hissi bulamaz, o kadar derindir.
Bu acz ile bir feryad koparır, yahud pek karanlık bir şey söyler, ...