Selamun Aleyküm diyerek başlayalım söze,
Çöp batıyor bir yerden sonra, sakınan göze.
Bulaşma Üstad dediler, her yer dolmuş çakal it,
Ben sustum onlar durmadı, bak Allah şahit.
Dün gece bozdum tövbemi, aldım kağıdı diviti,
Haddini bilmeyeni pişman etmezsem, namert sayın bu yiğidi.
Bu kaçıncı gelişim bilmiyorum
Artık günleri saymıyorum doktorum
Sen bana bakıyorsun da hep
Ben seni görmüyorum doktorum
Her ağrım akşam olunca başlıyor
Sanki böyle sol yanıma bıçaklar batıyor
Yıldızlar kadar aydınlatamadın karanlık gecelerimi; dualarımda değilsin artık.
Umutsuzluğun buzdan elleri sardı her yanımı, bir enkaz gibiyim şimdi.
Ne bir ışık sızar içeriye, ne de bir ses gelir uzaktan;
Sadece kahır var omzumda, bitmeyen bir yorgunluk, uzayan bir kış.
Bu kaskatı duvarlarda sanma ki bende akıl vardır,
Hayâlin gönlüme düşse, cihân bana dar gelir; dardır.
Tabîbler zehr-i dermânla dilerler rûhu öldürmek,
Güneş elini eteğini çekince şehrin yorgun ve kirli sokaklarından,
Sessizlik bir örtü gibi yayılır, arınır ruhlar günün ağır günahlarından.
Herkes kendi karanlığına çekilir, kapılar ardında gizli bir dünya başlar,
Gözpınarlarında biriken o sessiz yaşlar, yastıklara hüzünlü hikâyeler fısıldar.
İşte o an perdeler kalkar aradan, ne makam kalır geriye ne de sahte ünvanlar;
Gecenin bağrında yankılanır, sadece kalpten kopup gelen o saf dualar.
Hiç istemedik aslında doğmayı
Ya da büyümeyi
Ya da sevmeyi
Belki bir tesadüftü defterimize yazılan
Belki sadece tercihlerden ibaretti kader
Ama hiç istemedik aslında doğmayı
Sen de mi gidiyorsun şimdi
Yüreğim avucunda
Tüm hayallerimizi yerle bir ederek
Son nefesimi verecektim hani başucunda
Gözlerine bakarak
Sen de mi gidiyorsun şimdi
Beyaz önlüklüler doluştu yine zihnimin dar odasına,
Şakaklarıma dayanan o soğuk metal, sanki bir infaz.
Seni benden söküp almak için her gün kurulan bu pusu,
Damarlarımda dolaşan o ağır, o uyuşturan ilaç uykusu…
Göz kapaklarım ağırlaşırken bile tırnaklarımla duvara,
Adının son harfini kazıyorum, merhem ile kapanmıyor zihnimdeki yara.
Zamanın tozlu raflarında saklıdır o eski hüzünler,
Hangi yöne dönsem, karşımda hep o yaralı dünler.
Rüzgâr saçlarını savurur gibi eserken bu ıssız boşlukta,
Yalnızlık, sahipsiz bir kuş misali çırpınır bu yoklukta.
Sen dindi sanma; gidişin ruhumu her gece inceden ezer;
Sabahın ayazı vurdu önce, saat tam yedi kırk yediydi,
Güneş doğarken verilen sözler, meğer karanlığın feryadıydı.
Yedi kırk dokuzda durdu zaman, o iki dakika, bir ömrün celladıydı,
Bir selamla gelen bahar, bir nefeste biten kışın en ağır inadıydı.
Şimdi yılların ötesinden gelmiş, "İyi misin?" diye soruyorsun,
Söyle; her sabah aynı saatte can alanın sözüne, nasıl güveneyim?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!