Tolga...
Adını söyleyince
insanın içinden bir kuş havalanıyor
ama kanatları kırık,
uçmaya çalıştıkça göğsümüze çarpıyor.
Bazı insanlar
gürültü yapmadan güzeldir,
sen öyleydin.
Akıllı bir sabah gibi,
efendi bir akşamüstü,
ince bir yağmurun kalbe değen serinliği gibi.
Yakışıklılığın
aynaya değil,
insanların içindeki iyiliğe bakardı.
Çalışkanlığın
bir çocuğun defter kenarına çizdiği umut gibiydi;
sessiz ama ısrarlı.
Kalbin…
ah o kalbin Tolga,
bir avuç gökyüzü kadar temizdi.
Büyüklerin ellerini tutan,
küçüklerin başını okşayan
o şefkatli telaşın
şimdi zamanın sustuğu bir yerde uyuyor.
Ve biz…
Seni sevenler biz…
Yılları cebimize doldurduk da geldik,
ama sensizliğe alışmayı öğrenemedik.
Bir öğleden sonraydı.
Okul çıkışıydı.
Hayat sıradan görünüyordu.
Gökyüzü mavi rolü yapıyordu,
kuşlar normal uçuyordu,
insanlar evlerine yetişme telaşındaydı.
Sonra bir ses…
Sonra bir boşluk…
Sonra dünya,
bir daha asla eski dünya olmadı.
Zaman bazen utanmalı,
çünkü bazı acıları taşıyamıyor.
Biz o gün
çocukluğumuzun bir parçasını,
gülüşlerimizin en saf yerini,
geleceğe dair kurduğumuz
iyi insan hayallerini kaybettik.
Sen gittin Tolga—
ama gidişin
bir vedaya benzemedi hiç.
Daha çok
yarım kalmış bir cümle gibi duruyor içimizde.
Ne zaman adın geçse
boğazımıza görünmeyen bir düğüm oturuyor.
Ne zaman bir çocuk koşarak karşıdan karşıya geçse
kalbimiz yerinden fırlayacak gibi oluyor.
Çaresizlik böyle bir şey demek ki:
İnsan, geçmişe yetişemiyor.
Bağırsa duyulmuyor.
Koşsa varamıyor.
Dua etse zamanı geri saramıyor.
Hatıraların
eski bir fotoğraf gibi sararmadı Tolga.
Aksine,
her yıl biraz daha netleşti yüzün.
Gülüşün—
hiç kirlenmemiş bir çocukluk gibi
duruyor hafızamızda.
İyi insanların erken gittiğine dair
o ağır cümleyi
senin adınla öğrendik biz.
Meğer kayıp
sadece birini yitirmek değilmiş;
birlikte yaşanacak ihtimalleri,
söylenecek sözleri,
kurulacak sofraları,
paylaşılacak bayramları da yitirmekmiş.
Sen şimdi
zamanın ulaşamadığı bir iyilikte misin?
Yoksa
biz mi seni hatırladıkça
cenneti dünyaya biraz yaklaştırıyoruz?
Bilmiyoruz.
Bildiğimiz tek şey şu:
Bazı akşamlar ansızın hüzün çöküyorsa içimize,
bazı şarkılar sebepsiz yere gözlerimizi dolduruyorsa,
kalbimiz durduk yere sızlıyorsa
orada sen varsın.
Çünkü gerçek kayıplar
unutulmaz Tolga.
Sadece insanın içine yerleşir.
Bir sızı gibi.
Bir eksik gibi.
Bir daha tamamlanmayacak
bir cümle gibi.
Biz seni
mezar taşlarında değil,
iyiliğin ne demek olduğunu hatırlatan
her davranışta görüyoruz.
Birine yardım eden gençte,
yaşlı bir amcanın elini tutan çocukta,
sessizce gülümseyen temiz kalplerde…
Sen
yaşayamadığın yılları
başkalarının iyiliğinde tamamlıyorsun sanki.
Ama yine de…
keşke diyoruz.
Keşke hayat
en güzel insanları
bu kadar erken kıskanmasaydı.
Keşke yollar
seni bizden almasaydı.
Keşke bazı vedalar
hiç yaşanmasaydı.
Şimdi geriye
adı anıldığında gözleri dolan insanlar kaldı.
Yarım kalmış hatıralar,
tamamlanamamış hayaller kaldı.
Ve bir de
her hatırlayışta kalbi acıtan
o tarifsiz boşluk…
Tolga,
sen bu dünyadan geçmedin—
kalplerimizin içine yerleştin.
Biz seni unutmadık.
Unutmayacağız.
Çünkü bazı insanlar
öldükten sonra toprağa değil,
insanların en hassas yerine gömülür.
Sen
bizim içimize gömüldün.
Ruhun şad olsun güzel kalpli çocuk.
Seni sevenlerin kalbinde
hep en temiz yerdesin...
Kayıt Tarihi : 24.03.2026 21:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!