Gül Kabacaoğlu Şiirleri - Şair Gül Kabac ...

Gül Kabacaoğlu

Sen beni masumken haksız yere yaraladın ya…
Kalbime sapladığın hançerin gölgesinde kalsın.
Ben senden helallik beklemiyorum,
Senin helalin de haramın da aynı karanlıktan doğar.
Benim duam olmaz sana…
Dilerim alın yazın kendi kirinle mühürlensin.

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

Ey kalbimi viran eden zalim sevgili,
Bilmek ister bu biçare, sana neyledi,
Hangi suçun cezası verdiğin bana,
Kaldım bu gurbet elde, hasretim sana.

İçimde büyüttüğüm bir ateş topu,

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

Yar bu neyin bedeli,
Bu yağmurlar mazlumun sitemi,
Sorsam sana cevabın yok,
Ahım celladın olsun,
Cehenneme kesilsin biletin.

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

Ben...
Toprağın sesini duyan,
Göğsünde memleketin nabzını taşıyan kadınım.
Bir devrimcinin kalbine doğdum ben.
Atamın "ya istiklal ya ölüm" sesi kulaklarımda...
Gölgesi aydınlık bil ülkenin yoluna adadım canımı.

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

Efsunluydu sanki kömür gözlerin,
Ya o geceden siyah saçlar.
Kalbimin ortasına ok misali saplanan
Bakışların mıydı aklımı alan,
Yoksa, bir kaybolup bir görünen hayalin mi.
Aşk…

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

Bir zamanlar adını kalbimin tam ortasına yazmıştım.
Kimseler bilmezdi, ben bile yüksek sesle söyleyemezdim.
Seninle konuşurken sustuğum yerlerde
binlerce kelime çırpınırdı içimde,
sen bir tanesini bile duymadın.

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

Bir kabus serildi önüme,
Ve dünyam yasa büründü.
Ben ne yaşadıysam içimde,
Anlayamadın, anlatamadım.

Aşk bana ağır geldi belki,

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

​Kapatma kalbini bir zindan gibi,
Gönül sarayına giren ben olam.
Çözülsün bağların bir çözülüş ki,
Seni bu korkudan vuran ben olam.

​Dersin ki: "Bu dünya yalanla dolu,

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

Ben sana bu ömürden gelmedim canım,
Adın ruhuma üflendi ilk nefeste.
Henüz zaman yaratılmamışken bile,
Bir “biz” yazılıydı kader defterinde.
Aşkımız bir bakışa sığmadı,
Bir bedene, bir söze de...

Devamını Oku
Gül Kabacaoğlu

"Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir" derler. Hayatın değişir, şartlar değişir, insanlar değişir... Değiştirebileceğin şeyler için cesarete, değiştiremeyeceğin şeyler için sükunete ihtiyaç duyarsın. Ama böyle zamanlarda en çok güvene ve huzura ihtiyaç duyarsın. Başını yaslayacağın huzurlu bir omzun olduğunu bilmek. yüreğinde, sırlarını paylaşabileceğin güvenli bir yüreği ağırlayabilmek pahabiçilemez. Bu bir dost olur, sevgili olur, anne olur, baba olur fark etmez. Hayatta iyikilerin olmalı mutlaka ve yanındayken bilmelisin kıymetini. Yoksa ölüm aldığında elinden, keşkelerinle kalırsın. Korkağız çoğumuz, sevmekten korkuyoruz. Nefretimizi bağıra çağıra haykırıp, laf sokmaktan çekinmezken, neden seviyorum demek çok ürkütücü. Oysa en güzel, en özel duyguyken neden göstermesi bu denli zor. Aileni seversin göstermezsin, dostunu seversin söylemezsin , aşık olursun belli edemezsin, korkarsın. Neden... Dünyayı kurtaracak güç güzel duygulardaysa, neden saklıyoruz... Sorduğum sorunun cevabını biliyorum aslında. En büyük gücümüz, en büyük zayıflığımız aslında. Korkuyoruz kırılmaktan. Öyle korkuyoruz ki, unutmuşuz saf sevgiyi. Sana yaşadığını hissettiren tarifsiz bir mutlulukken, kaybettiğinde bir damla göz yaşına sığan ve canını ağır ağır alan bir cellata dönüşmesinden korkuyoruz ve yaşamadan ölüyoruz.
Kabuklarımız var, kıramadığımız sert kabuklarımız. Yediğimiz dost kazıklarıyla, şahit olduğumuz çıkar ilişkileriyle daha da sertleşen kabuklarımız. Çıkamadığımız, içine kimseyi alamadığımız, kalabalıkta bile yalnız olduğumuz kabuklarımız. Öyle uzun süre yalnız kalmışız ki farkında olmadan, unutmuşuz gerçekten sevmeyi ve sevilmeyi. Çıkara dayalı yeni dünya düzeninde mi hata, yoksa o düzeni kuran biz insanlarda mı? Ne zaman gerçekleşti kırılma noktası, ne zaman değişti dünya. Hep böyle miydi yoksa, masallar, o güzel yeşilçam filmleri insanların özleminden mi ibaretti. Masallara mı inandım ben, ondan mı yabancıyım bu dünyaya. Kabil, Habil'i öldürdüğünden beri, dünya Kabil'in esiri mi oldu. İnsanların yüreğinde sevgi prangalı bi mahkum mu. Sadakati kim kaçırdı. saygı nerede... Tutunduğum değer yargılarımı, beni ben yapan özelliklerimi bulamıyorum insanlarda. Yalnızlıksa bedeli, yalnız kalırım kabuğumda. Çünkü benim sevgim saf. Çıkarsız severim, yediğim kazıkların kanattığı yaraların kabukları vardır yüreğimde. Kanadıkça Habil'i hatırlarım. Ölürüm, yine ölürüm ama bi türlü Kabil'e dönüşemem. Zalim olmak yazmıyor fıtratımda, dost kazık atınca, yar canı acıtınca, güvendiğim dağlara kar yağınca, kısaca şartlar değişince değişemiyorum. Zalimin fıtratında canı yakmak, çıkarı için kullanmak var diye ben neden fıtratımdan vazgeçeyim. Kabil'in öldürdüğü Habil'im işte... Anlaşılması güç, ağladığında bile gülen, kırılgan ama çok güçlü, kalabalıkta bile yalnız ama mutlu olmayı bilen. Hayatına herkesi almak istemeyen, sadece güvenebileceği dostları olsun isteyen ve onlara ömrünü veren bir Habil... Değişmeyen ama dünyayı değiştirmeye gücü yeten bir Habil... Çünkü inançlı, sabırlı ve şükür bilen. O yüzden mutlu ve yarınlardan umutlu... Allah herkesin yüreğine yüreğiyle gelenleri nasip etsin, dostun da, yarin de, evladın da hayırlısını versin🙏

Devamını Oku