Gökyüzüne Bak Şiiri - Kars Gezgini

Kars Gezgini
6

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Gökyüzüne Bak

Gökyüzüne bak..
Bulursan güneşi bırak gözlerini kamaştırsın..
Yağıyorsa yağmur bulutların arasından düşüşüne bak.
Umuda bak sonra..
Senden geriye kalana..

Ben senden geriye kalana baktım.
Bir ses kaldı önce,
Sonra içime çöken o tanıdık sessizlik.
Bir insan nasıl bu kadar yaklaşır birine
Ve sonra bir ömür kadar uzak kalır,
Bunu senden öğrendim.

Sana,
Seni görmek istediğimi söyledim.
Sarılmaya ihtiyacım olduğunu,
Kokunu bir kez olsun içime çekmeden
Bu özlemin dinmeyeceğini söyledim.
Bir şehir değil,
İçimde büyüyen bütün yollar düşüyordu sana.
Uzak bir şehre gelecektim,
Belki yorgun,
Belki geç,
Ama yine de gelecektim.

Sen ise sonumuzu söyledin bana.
Daha başlamadan bitirilmiş bir hikâye gibi,
Sakin, net, kırmadan ama eksilterek…
“Sonumuz yok” dedin.
Kurulu bir düzenin vardı,
İçine yerleştiğin,
Alıştığın,
Belki vazgeçemediğin bir hayatın.
Ben o hayatın içinde
Yalnızca fazlalık oluyordum.

Sonra bana
“Başkasını bul” dedin.
“Sevgili edinmeye çalış…”
Ne garip.
İnsan kalbinin yerini
Başka bir kalple doldurabileceğini sanıyor bazen.
Sanki senin adını içimde silince
Her şey düzelecekmiş gibi.
Sanki seni özleyen yanım
Bir başkasının gülüşünde susacakmış gibi.

Ama bilmiyorsun,
Ben sende kalmayı seçmedim.
Ben sende kaldım.
Bir cümlede,
Bir bakış ihtimalinde,
Hiç yaşanmamış bir sarılmanın boşluğunda kaldım.

Geceleri gökyüzüne bakıyorum.
Belki sen de bakarsın diye değil artık.
Aynı yıldızın altındayız diye avunmak da değil bu.
Sadece insan,
İçinde yıkılan şeyi yere bakarak taşıyamıyor.
Başını kaldırmak zorunda kalıyor bazen,
Dağılmamak için.

Gökyüzüne bak..
Bulursan güneşi bırak gözlerini kamaştırsın..
Ben karanlığa alıştım biraz.
Ama yine de bazı sabahlar
Işık vurunca yüzüme
Sen geliyorsun aklıma.
Çünkü bazı insanlar gitse de
Onların yokluğu kalıyor odada.
Bir koku gibi,
Bir iz gibi,
Geçmeyen bir mevsim gibi.

Yağıyorsa yağmur bulutların arasından düşüşüne bak.
Ben baktım.
Her damlada senden vazgeçmeyi denedim.
Olmadı.
Çünkü bazı vedalar ağızdan çıkar,
Bazıları kemiğe işler.
Senin gidişin
Benim içime işlendi.

Umuda bak sonra..
Dedim ya, baktım.
Ama umut bazen kavuşmak değildir;
Bazen sadece,
Bir gün seni anarken canımın bu kadar yanmayacağına inanmaktır.
Bir gün adını içimden geçirince
Dünya yerinden oynamayacak belki.
Bir gün seni sevmek
Bir acı değil de
Geçmişte kalmış kutsal bir yara gibi taşınacak içimde.

Senden geriye kalana baktım en son.
Bir ihtimal kalmış sandım önce,
Sonra anladım;
Senden geriye sen değil,
Bende açtığın boşluk kalmış.
Ve ben şimdi o boşlukla konuşuyorum geceleri.
Sana değil,
Senden sonra içimde yaşayan o eksik parçaya sesleniyorum.

Çünkü insan bazen
Birini değil,
Onun yanında olabileceği kişiyi kaybediyor.
Ben sende biraz da kendimi kaybettim.
Sarılabilecek halimi,
İnanan yanımı,
Yola çıkacak cesaretimi…
Şimdi hepsini
Tek tek gökyüzünden toplar gibi toplamaya çalışıyorum.

Gökyüzüne bak..
Belki ben geçerim bir bulutun içinden.
Belki yağmur olur düşerim avuçlarına.
Belki güneş olur değemem ama yakarım içini.
Ama ne olursa olsun bil;
Ben seni yalnız sevmedim,
Ben seni özleyerek, bekleyerek, susarak,
Olmayacağını bile bile sevdim.

Ve bazı aşklar
Kavuşmak için değil,
İnsanın içinde ömür boyu yankı olsun diye gelir.
Sen de öyle oldun.
Gittin…
Ama bitmedin.

Kars Gezgini
Kayıt Tarihi : 20.04.2026 18:51:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Tuna Kıpçak
    Tuna Kıpçak

    gittim; ama, bitmedin...
    ürpertici mısralar sevgili şairim... tebrik ederim... karsa sakaryadan selamlar...

    bizden de size bir miktar hatıra mısra yolluyorum... selam ve muhabbetle...


    itiraf

    o/nun ismini anarken,
    yâdıma gelen ismini sevdim,
    neyin varsa sevdim senin,
    neyin yoksa hepsini,

    ne o/na şirk koştum,
    ne de ruhunu yoldaşsız bıraktım,
    eşsiz ruhunu sevdim, benliğimi sana verdim,
    ve daha ötesini bulursam aşkın,
    yine sana sunacağım, antik bir sunakta…

    bir itirafta bulunacağım;
    kitapları dahi bende bir tortu bırakmaları için değil,
    sana yazarken, daha güzel heceler bulabilmek,
    o zarif, hikem buhurlu sözlerine,
    daha denk cümleler kurabilmek için okuyor
    ve her satır arasında,
    seni arıyorum harf harf…
    ah

    yürürken rastladığım insanları süzüyorum,
    senden beyzadesinin olmadığını,
    tekrar tekrar görmek için yeryüzünde,

    ki yok hocam;
    bunca ömürlük kaybın üstüne,
    bahtımın yıldızının bu kadar
    parlayabileceğine inanmak,
    daha zaman alacak belli ki ve/ss/elam…

    çile kitabımın yakamozu saçlarıma,
    artık tek bir tel ak daha düşmesin sensiz,
    diyârında kalayım hep,
    saklanayım üç kat perdeli halinin esrarına,
    gözlerin; gözlerimin önünde olsun sürekli
    ve vakti geldiğinde, ötelerin ilhamlarıyla
    dizlerinde öleyim;
    ah

    /hek/he/kim/he/kimim/

    yine de yoksunluklarımıza inat sevgili hüzünbazım,
    adın yankılanır tekrar tekrar içimde,
    çağırırım seni sensiz yetimliğime,
    ki korkarım olmayacaksan da ne bugün ne de yarın,
    yeni hatıralarımda,
    o kaçırdığın bakışlarının peşinde koşmak
    ve utangaç yüzüne bir daha bakmak istiyorum,


    can çekişir gibi, sekerât halindeymiş gibi,
    alıp veriyorum soluğumu ve
    salgın mücahidi maskeli halinin
    resmi ile avunarak bitiriyorum sancılı saatleri,
    duyuyor musun, sevdalı…

    seni saklamayı öğrenme yolunda,
    büyük mesafeler aldım ve
    o resimdeki maskeli gözlere bakıp bakıp,
    yüzsüzce seviyorum seni,

    gözlerimin içine bakıp, /senbensin/bensenim/
    ve gözlerinde; evet ben varım demiştin…
    değil yarınlara, değil geçmişe,
    o zamana bile bakamıyordum ki o esnada ben,
    belki; mazînin nerede kaldığını arıyordum,

    rüyalarımı hatırlayamadım hiç bunca yaş,
    o güzün kışa meyyal öğle vaktinin,
    orta mescitli vuslatındaysa göreli beri secdeni,
    uykum dışında hep rüyadayım…
    ve artık benim de uzun uzun anlatacak,
    fezanın incisi bir süreyya rüyam var;
    ama sakla beni dedin, tanınmaktan hazzetmez
    tevazû ehli üstadım benim,

    mecbur muyum dalgın olmaya uzaklara
    ve bu kadar hatırlamaya seni ya hû;
    uzat yanağıma şifacı ellerinin
    helal kazançlı tuzunu he/kimim ki,
    aksın gözlerimin öfkesi taş bağrıma…

    dağ adımlı, bal lisanlı, merhamette cömert nazarlı,
    başına buyruk, hicaplı ve bir bîmarhane kaçkını kadar
    özgürlüğüne düşkün,
    heybetli platoların doruğundan gelen,
    kar sularının dokunulmazlığında,
    çapa ruhlu ve orman kuytularında şırıldayıp duran;
    delişmen, güleç yüzlü ve efkârlı
    ve yufka bağır yangınlı…

    mütemadî musibetlere maruzluğun közlerine inat,
    hitabı kızılcık şırası, ötelere sevdalı;
    süreyya gözlerinin ışıltısında,
    bütün bilinenleri unutturan,
    hem aşkı kendinde kayboluş bilen,
    zamanın ilişemediği bir taze nefes,
    hem nadasa bırakılmış çorak bir gönle,
    çisil çisil ve ansızın yağan bu rahmet, bu can;
    bir ahir ömür tesellisidir,
    o/nun ikram ve ihsanı olan,
    ah

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)