1991 yılında Ankara'nın Haymana ilçesinde doğdum.
İmkanlarımdan dolayı ortaokul bittikten sonra çalışmak hayata atılmak zorundaydım.
Bir kaç yıl sonra kendimi bir dergâhın içinde buldum.
Edebin zirve almış halini o tekke ortamında gördüm.
Hem çalışıp hemde geceleri şiirler yazardım
Sana Gelmek istiyorum Ya Resulullah adlı ilk profosyonel albümü 2016 yılında çıkardım
Şuan hayatımın özeti yazmış olduğum şiirlerimdir.
Rabbim bu kutlu yolda muvaffak eylesin bizleri inşaallah
Gökhan ÖazTÜRK
Koca dünya dar gelir, sığmazdı heybetine,
Lakin her gece ağlar, yanardı gurbetine.
Adı adaletti onun, adı mizan, adı hak,
Kendi nefsine gelince, gözü hep toprakta bak.
Medine uyuduğunda, o düşerdi yollara,
Eğdim boynumu işte, bitti bende her kelâm,
Huzuruna sığındım, kalmadı hiçbir davam.
İçimde bir sızı var, sanki dinmez bir tufan,
Yoruldum kendimden ben, geçip gidiyor zaman.
Yandım deryâ-yı hasretle, tütmez oldu ocağım,
Senden gayrı kalmadı bak, sığınacak kucağım.
Ravza’nın toprağına sürmeden şu yüzümü,
Ecel gelse de kapatsa, bu yaş dolu gözümü.
Gümüşten kerpiçler, altından binalar,
Nurdan bir libasla giyinmiş semalar.
Cennet-ül Firdevs’tir bu, en yüce makam,
Orda ne keder var, ne gam, ne de akşam.
Misk-i amber kokar, toprağı ve taşı,
Sükut büründü dilime, her hecemde bin keder var,
Gönül yıkık bir virane, içinde hep sonbahar var.
Uçmak isterim göklere, kanadım kırık dökük,
Bahar bekleyen ömrümde, bitmeyen bir ah-u zar var.
Diken sarmış yollarımı, menzilim O’na varır,
Güneş utandı, çekildi kendi narına,
Senin nurun düştüğünde dünya toprağına.
Bakışın şifaydı, gülüşün bir bahar dalı,
Öyle bir güzellik ki; dilsiz eder tüm lisanı.
Kamer kıskanır nûrunu, baksa şems hicab eyler,
Gül yüzündeki ter damlası, miski rüsvay eyler.
Öyle bir cemal ki Ya Rab, gören hayran kalır,
Bakışınla cihanda, karanlıklar canlanır.
Kırık bir ney misali, feryadım arşa çıkar,
İçimdeki bu yangın, tüm dünyamı yakar.
Herkes sırtını döndü, sadece Sensin bakan,
Bahtına düştüm Yârab, kapına geldim bugün.
Hangi yana baksam ah, her yanım ayrı hüzün,
Yemen yolu uzanır, Muaz’ın kalbi yara,
Dünya o an büründü, kapkara bir efkara.
Resul’ün elinde yular, yürüyorlar yan yana,
Bu veda bir kıyamet, sığmaz hiçbir zamana.
Dedi: “Ey Muaz dinle, bu sana son sözümdür,
Zaman su gibi aktı, tutamadım elimle,
Huzura geldim işte, bin bir günah dilimle.
Dönüşü olmayan bir yolun eşiğindeyim,
Yandım ey Rabbim, yandım kendi ateşimle.
Dünya bir rüya imiş, uyandım ki geç kalmış,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!