Bir fırtına koptu ki, çölü sardı heybetin,
Hattab’ın oğlu derler, sarsılmazdı kuvvetin.
Kılıcın belindeyken, çıktın o meşhur yola,
Kur’an’ın nuru indi, canın doldu şifaya.
Meleklerin bile hayâ ettiği, o nurlu yüze kurban,
Sana nasıl kıydı o eller, ey gönlü Kur’an olan Sultan?
Günlerce susuz kaldın, yandı o mübarek ciğerin,
Zaten bu yalan dünyada, hiç olmadı ki yerin.
Göz göze gelmeye ne yüzüm var, ne takatim,
Uzaklardan izlemek, benim tek ibadetim.
Bir sütun arkasıdır artık yuvam ve yerim,
Gül yüzünü görmeden, sızlar durur ciğerim.
Mescidin bir ucunda, gölgelere sığındım,
Yedi iklim, yedi derya hayran cemaline,
Güneş eğildi, aylar düştü secdesine.
Kuyularda gizlendi o nurdan mahitabı,
Sabırla yazıldı Yusuf’un ömür kitabı.
Kardeş eliyle kazılan o karanlık kuyu,
Satıra döküldü en mukaddes cemal,
Ne kalem kâfidir, ne biter bu hal.
Gözleri sürmeli, kaşları hilal,
Hilyende gizlidir eşsiz bir kemal.
Kırılmış bir dal gibi, büküldü kalbim işte,
Her parçası bir yerde, derin bir serzenişte.
Kime dediysem "dostum", yaraladı sızlattı,
Dünya kendi yüzünü, şu gönlümde ağlattı.
Mekke’nin en zarif genci, ipekler içindeydin,
Kokun sokakları sarar, dillerde bir inciydin.
Annenin nazlı gülü, babanın servetiydin,
Lakin sen Hak yolunda, her şeyden vazgeçmiştin.
Resul’ün huzurunda, eski bir deriyle geldin,
Medine’nin genciydin, parlayan bir nûrdun sen,
Hakk’ın helal ve haramını, en iyi bilendin sen.
Resul’ün elini tutup, "Seni seviyorum" dediği,
Cennetin o en yüce, o en nâzenin ferdiydin sen.
Yemen yollarına düştün, gözünde yaşla o gün,
Güller Senin kokunla açar, bahar yüzünden gelir,
Seni anan dertli gönül, her derdine derman bilir.
Güneş Senin nurun yanında, sönük bir gölge kesilir,
Her zerre Sana hayrandır, canım Ya Resulullah.
O gün güneş doğdu ama Medine kapkaraydı,
Ruhları yakan ateş, dinmeyecek yaraydı.
Mübarek başı Hz. Ayşe’nin dizinde,
Bir veda buğusu vardı, o nurlu gözünde.
Cebrail geldi kapıya, mahzun ve sessizce,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!