Zaman su gibi aktı, tutamadım elimle,
Huzura geldim işte, bin bir günah dilimle.
Dönüşü olmayan bir yolun eşiğindeyim,
Yandım ey Rabbim, yandım kendi ateşimle.
Dünya bir rüya imiş, uyandım ki geç kalmış,
Gözlerim kapansa, dünya silinse,
Bir nur doğsa kalbe, hicran bitse.
Şu garip gönlümün feryadı dinse,
Bir gece rüyama gel Ya Resulallah.
Hasretin nar oldu, bağrımı yakar,
Cihan zifir, gönül mahzun, ufuklar târ ü mârdır hep,
Visâlin şevkiyle rûhum, derin bir âh u zârdır hep.
Nigâhım Ravza-i Pâk’e çevrilmiş bekler ağyârda,
Bu cânın tek tesellîsi, o vech-i pür-enârdır hep.
Senin aşkınla yandım ben, fenâ fî’l-aşk-ı bî-pâyân,
Gönül heybemde birikti, tükendi tüm sabrım,
Yürek tezgâhımda işlenen, o bitmez sancım,
Sana şefaat arzusu, dilimdeki tek yalvarışım,
Sessizliğime gömüldü, o hicranlı varışım.
Bir hıçkırık düğümlenir boğazımda, yutkunamam,
Dünya dar geliyor, yollar kapalı,
Ruhum bir kafeste, kanadı yaralı.
Gönlümün sarayı yıkık, turalı,
Çaresiz kaldım ya Resulullah.
Dost bildiğim yüzler bir bir silindi,
Güneş ateş kusarken, kumlar nâr olup yandı,
Mü’minlerin sabrı o gün, en büyük imtihandı.
Dalında taze hurma, gölgede serin rüzgâr,
Lakin gönül erini, beklerdi o nurlu yâr.
Küçücük bir çocuktun, Ebva’nın o ıssız yolunda,
Annen can verirken, kaldın mı çaresiz kolunda?
Diz çöküp toprağına, "Anne" diye mi inledin?
O gün o çölde sessiz, sadece kaderi dinledin.
Yorgun bir aksamın kıyısındayım,
Yüküm ağır, yolum dikenli ey Resul.
Dost bildiğim ellerin yarasındayım,
Gönlümün her yanı çok kırgın ey Resul.
Emanet ettiğin o eşsiz sevdayı,
Güneşin doğuşunda bir başka aydınlık,
Gönüllere çekilir gümüşten bir sarmaşık.
Minaresinden yükselen o davetkâr nida,
Ruhun gıdasıdır bu, en kutsal bir eda.
Huzûr-ı Hak’da durduk el bağlayıp,
Gönüller huşû ile doldu bugün.
Cemâat saf saf olup nûr ile dolup,
Rahmet kapıları açıldı bugün.
Mescid-i şerîfe niyet eyledik,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!