Ezelden bir söz gelir, dindirir her sızıyı,
Kaderin kalemiyle siler kara yazıyı.
Mevla ferahlık verir, görürsen o sızıyı,
Göğsünü yarıp aşan bir inşirah değil mi?
Ağır gelen o yükler, omuzda sanki bir dağ,
Hangi çiçeğe baksam, rengi soluk gelir gözüme,
Senin kokun sinmemişse baharın neresi güzel?
Işığı senden almayan güneş, doğmasın gündüzüme,
Ben sana benzemeyen güle, sana çıkmayan yola kırgınım.
Mecnun'un çölü bile senin aşkınla serinlerdi,
Bıraktım dünyanın kirli yükünü,
Görmek istiyorum nurlu yüzünü.
Sildim kalbimden dünü, bugünü,
Sana gelmek istiyorum Ya Resulallah.
Yollarım dikenli, ayaklarım kan,
Felekler raksa geldi, nûr-ı mutlak doğdu ol demde,
Cihân sükût ederken, sırr-ı tevhîd coştu âlemde.
Burâk’ın izzetiyle tayy-ı mekân eyleyip Sultan,
Mekândan lâ-mekâna erdi, kalmadı zerre bir gamda.
Sıbt-ı Ekber’sin ey şah, nûr-u ayn-ı Mustafa,
Seninle buldu alem, bir yüce ahd-i vefa.
Ümmet-i Muhammed’e kıyamadın ey Sultan,
Sulh yolunda feda oldu, o mübarek tatlı can.
Gül-i rânâ yüzünde nur-ı Mevlâ parıldar,
Zulmet içinde kalan kalpler adınla sızlar.
Ey Fahr-i Kâinat, ey şâfi-i rûz-ı mahşer,
Senin yolunda feda olsun bu nâçiz ser.
Bismillah diyerek düştüm bu yola,
Bakmadım sağdaki, soldaki kula.
Ruhumun kafesi dar geldi cana,
Yönümü çevirdim Ol Yaradan’a.
Dilim kilitli kalır, kelamım hep yarım,
İçimde birikmiş, kimsesiz feryatlarım.
Anlatsam sığmaz ki ne söze ne heceye,
Gündüzü sakladım, sığındım şu geceye.
Dikenli yollarda yorgun düştü bu canım,
Umutla çıkılmıştı o çileli yollara,
Bir müjde taşımak için katılaşmış kullara.
Yanında Zeyd vardı, sadık bir gölge gibi,
Gönlünde ümmet aşkı, deryalar kadar diri.
Medine’de bir direk, dilsiz ama şahit,
Bir pişmanlık nidası, yürekte derin sebat.
Dudağından dökülen bir hata, bir işaret,
Ebu Lübabe için başladı büyük hicret.
Kendi elleriyle bağladı nefsini sütuna,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!