Bıraktım dünyanın kirli yükünü,
Görmek istiyorum nurlu yüzünü.
Sildim kalbimden dünü, bugünü,
Sana gelmek istiyorum Ya Resulallah.
Yollarım dikenli, ayaklarım kan,
Bu gece nûr-ı tecellî ile doldu âsumân,
Geldi Cibrîl-i Emîn, dâvet buyurdu Ol Cihân.
Burak bindi o Şâh-ı Enbiyâ şevk u tazarru’la,
Kudüs’ten Arş-ı A’lâ’ya kuruldu bir nişân.
Felekler raksa geldi, nûr-ı mutlak doğdu ol demde,
Cihân sükût ederken, sırr-ı tevhîd coştu âlemde.
Burâk’ın izzetiyle tayy-ı mekân eyleyip Sultan,
Mekândan lâ-mekâna erdi, kalmadı zerre bir gamda.
Yâ Rab, bu cân nâmerd-i dünyâdan nice yandı,
Gönül tâk-ı harâb oldu, cihân dâr-ı zindânı.
Fikr-i fânîyle dolmuş, nâkıs her anım geçti,
Hûb-ı Leylî'yi unuttum, düştüm hicrân sevdâsına.
Seccâdem bir cennet bağı, her secde bir gülzâr,
Sıbt-ı Ekber’sin ey şah, nûr-u ayn-ı Mustafa,
Seninle buldu alem, bir yüce ahd-i vefa.
Ümmet-i Muhammed’e kıyamadın ey Sultan,
Sulh yolunda feda oldu, o mübarek tatlı can.
Giden kervanlara yükledim ahı,
Gözümün yaşıyla bekler sabahı,
Gönlümün sultanı, dertler penahı,
Selam söyleyin Resulullah’a.
Uğrarsa yolunuz gül kokusuna,
Gül-i rânâ yüzünde nur-ı Mevlâ parıldar,
Zulmet içinde kalan kalpler adınla sızlar.
Ey Fahr-i Kâinat, ey şâfi-i rûz-ı mahşer,
Senin yolunda feda olsun bu nâçiz ser.
Bismillah diyerek düştüm bu yola,
Bakmadım sağdaki, soldaki kula.
Ruhumun kafesi dar geldi cana,
Yönümü çevirdim Ol Yaradan’a.
Dilim kilitli kalır, kelamım hep yarım,
İçimde birikmiş, kimsesiz feryatlarım.
Anlatsam sığmaz ki ne söze ne heceye,
Gündüzü sakladım, sığındım şu geceye.
Dikenli yollarda yorgun düştü bu canım,
Umutla çıkılmıştı o çileli yollara,
Bir müjde taşımak için katılaşmış kullara.
Yanında Zeyd vardı, sadık bir gölge gibi,
Gönlünde ümmet aşkı, deryalar kadar diri.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!