hangi rüya uyandığında akılda kalmış,
hangi aşk yüreği soğutmadan gitmiş.
insan ömrü boyunca kalacak sanmış da
hangi gelen, bu dünyadan gitmemiş?
dünya dediğin eski bir han, kapısı açık,
gireni mağrur, çıkanı biraz kırık,
kimi altın taşımış sırtında ömür boyu,
sonunda kendisi olmuş toprağa ağırlık.
ben nice adam gördüm, sözü göğe değer,
vicdanı tart desen bir dirhem etmez meğer,
başkasının günahına minareden bağırır,
kendi ayıbına gelince sesi yere değer.
hakikat dedikleri pek süslü gezmiyor,
üstünde makam yok, önünde diz çöken yok,
yalanı iyi giydirirsen herkes selamlıyor,
doğru çıplak gelince ona yer veren yok.
kimi para biriktirmiş, ömrünü harcamış,
kimi makam uğruna aynasını karartmış.
ölüm kapıyı çalınca anlamış ikisi de,
biri kasayı doldurmuş, biri kendini boşaltmış.
şöhret dedikleri kalabalık bir yalnızlık,
bugün omuzlarda taşır, yarın adını unutur.
insan alkışı kendine ömür sanıyor da
kalabalık dağıldığında kendi sesiyle oturur.
ey gönül, sen de kendini fazla ciddiye alma,
dünya senden önce de dönüyordu, unutma.
bir mezarlığa uğra da taşları oku biraz,
vazgeçilmez sandıklarının sessizliğine bak da.
aşk mı?
onu bana hiç sorma.
geldiğinde insanı kendinden çıkarır,
giderken yerine yine kendini bırakmaz.
bir çift göz uğruna dünyayı yakan adam
sonra bir fotoğrafa bakmaya bile dayanamaz.
hangi aşk yüreği soğutmadan gitmiş?
giden yalnız kendini mi götürmüş?
bazısı kapıyı çekip çıkmış hayatından,
ama içeride yıllarca ayak sesi yürümüş.
insan unutmaz aslında,
alışır.
bir zaman adını duyunca yıkıldığı insanı
gün gelir yabancı gibi anlatır.
demek ki zaman yarayı kapatmıyormuş,
yalnız acının sesini kısarmış.
ben dostluğu da gördüm, düşmanlığı da,
aynı sofrada ekmek bölüp hesap yapanı da
yüzüne kardeşim deyip sırtını bekleyeni,
düşmanım deyip yüzüne konuşanı da.
düşmandan pek korkmadım doğrusu,
onun bıçağının hangi elde olduğunu bilirsin.
insanı asıl dost bildiği yerden vururlar,
çünkü sırtını yalnız güvendiğine dönersin.
birileri ahlak satıyor meydanlarda,
etiketi büyük, içi hayli eksik,
başkasının hayatına bekçilik edenlerin
kendi kapısında çoğu zaman kilit kırık.
biri bana adamlık anlattı saatlerce,
garsona bağırdı çayı geç geldi diye,
o gün anladım.
insan en çok sahip olmadığı şeyi anlatıyor
başkasına uzun uzun niye?
kimi secdesini gösterir, merhametini saklar,
kimi günahını bilir de kimseyi taşlamaz.
ben alnın yere kaç kere değdiğine bakmam,
elinden kaç kırık gönül geçti, ona bakarım biraz.
çünkü iyilik bağırıyorsa
bir yerinde hesap vardır.
güneş hiçbir sabah
bakın, yine doğdum diye
pencerelere ilan asmaz.
akıl dedikleri de pek mağrur bir efendi,
her şeyi bildiğini sanır aşk gelene kadar
bir çift göz bakar, bütün kitaplar kapanır,
insan yıllarca öğrendiğini bir gecede unutar.
bana hayat nedir? diye sorma agop,
bilenlerin haline baktım, pek iç açıcı değil,
herkes yolu tarif ediyor birbirine
ama kimsenin elindeki harita kendine ait değil.
belki hayat,
yanlış durakta inip
doğru yere yürümektir biraz,
belki insan dediğin
kaybolduğunu kabul edebildiği kadar insandır.
ben kusursuz adamdan çekinirim,
kusurunu bilenden değil,
çatlağını saklayan duvar
ilk sarsıntıda yıkılır,
çatlağını bilen ev ayakta kalmanın yolunu bilir.
bırak biraz eksik olayım,
biraz yanlış, biraz yarım,
tamamlandığını sanan insan ölmeden çürür,
ben her sabah kendimde
bir yanlış daha bulmaya razıyım.
para mı?
cebinde durursa hizmetkar,
kalbine çıkarsa hükümdardır.
fakirlik bazen cebin boşluğudur yalnız,
asıl yoksulluk
doyduğu halde hala isteyen adamdadır.
makam mı?
sandalyeye verilen geçici bir isim,
kalkınca senden geriye sen kalırsın.
öyle otur ki o koltuğa,
yarın altından çekildiğinde
boyunun kısalmadığını anlayasın.
ölümden de pek korkutmasınlar beni,
doğduğum gün başlamış zaten yolculuk,
ben ölmekten çok
yaşamadan ihtiyarlamaktan korkarım,
nefes alıp da yaşamamakmış asıl yokluk.
bir gün benim de kapım çalınacak elbet,
ne şiir soracaklar ne kaç kişi tanıdı beni,
belki bütün hesap şu küçücük soruda gizli
kaç kalbi ısıttın
dünya soğuturken seni?
işte orada susar bütün unvanlar,
cepler, alkışlar, aynalar susar.
insanın arkasından kalan
adı değildir çoğu zaman,
birinin içinde bıraktığı hal kadar yaşar.
hangi rüya uyandığında akılda kalmış,
hangi aşk yüreği soğutmadan gitmiş.
meğer insan
kalmak için gelmemiş bu dünyaya,
birkaç güzel insanın yüreğinden geçip
kendinden biraz bırakmaya gelmiş.
öyleyse ey gönül,
çok da hesap etme.
seviyorsan söyle,
özlediysen git,
kırdıysan dön,
yanıldıysan kabul et.
çünkü mezarlıklar
yarın yaparım diyenlerle dolu,
hayatın en büyük yalanı
daha çok vaktimiz olduğunu sanmakmış.
ve günün birinde
bu uzun gürültü bittiğinde
benden geriye bir cümle kalsın yeter.
çok doğru değildim,
çok uslu da yaşamadım.
ama kimsenin önünde eğilip
kendi gözümde küçülmedim.
sevdim,
yanıldım,
düştüm,
kalktım.
dünyayı düzeltemedim belki
ama dünyanın beni bozmasına da
elimden geldiğince izin vermedim.
çünkü
hangi rüya uyandığında akılda kalmış,
hangi aşk yüreği soğutmadan gitmiş.
mesele gitmemek değilmiş agop,
giderken
insan kalabilmekmiş.
✍️
Mustafa AlpKayıt Tarihi : 23.08.2026 18:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!