Saat tam on beş on beş, günlerden yine o lanet pazartesi,
Aynı park, aynı bank, elimde kurumuş bir gülün dikeni.
Zihnimin içindeki fısıltın, bastırıyor şehrin tüm sesini,
Gelmeyeceğini bildiğim halde, bekliyorum o güzel gölgeni.
Nefret ederdim bu günden, "Seveceksin" demiştin gülerek,
Haklıydın, seviyorum artık deli gibi acı çekerek.
Her pazartesi uyanıyorum, göğsümü tırnaklarımla sökerek,
Gelmeyeceğini bile bile bekliyorum, aklımı feda ederek.
Madem sen gelmiyorsun, ben söker gelirim yolları sana,
Toprağını kazdım dün gece, parmaklarım boyandı kana.
Mezarındaki o gelinlik nasıl da bembeyaz baksana,
Gelmeyeceğini bile bile, yalvarıyorum her gece yarına.
"Çok uyudun, kalk hadi!" diye haykırıyorum sessizliğe,
Toprağın altından sesini duyuyorum, bu sızın niye?
Seni oraya kapatan kaderi kurban edeceğim bu geceye,
Gelmeyeceğini bile bile, konuşuyorum dönüştüğün kemiğe.
Şömineli bir dağ evi vardı ya hani, camında çiçekler olan,
Şimdi o ev zihnimde alev alev, her köşesi yalan.
Bahçesine diktiğimiz o ağaçta, sadece intikamdır kalan,
Gerçekleşmeyeceğini bile bile, hayalindir beni benden alan.
Siyah bir sis çöktü parka, saat ilerlemiyor, zaman durdu,
Yokluğun içimde aç gezen vahşi bir kurt gibi kudurdu.
kalk o soğuk yataktan, üzerine karlar vurdu
Gelmeyeceğini bile bile bekleyen, kendi sonunu kurdu.
Kayıt Tarihi : 15.07.2026 01:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!