Yarin evinde var kilim
Kağıda yazmaya gitmiyor elim
Söz söylemez olmuş dilim
Yarin dağlarına var git turnam
Hayli zamandır yar bilmez halim
Erguvanlar mı
Mor salkımlar mı
Menekşeler mi
Hangi mora sakladın hayallerini
Hangi mor seni sardı yatıştırdı
Kalmadı artık o nazik devirler
Güneş ağır ağır ufuktan batarken
Sıcak kumların altında saklı bir sır gibi
Adımlarını attın kumsala
Girdin yüreğime birden
Zaman durdu o an
Aşkına düştüğüm zaman
Güneş tenimi sıcak sıcak yakarken
Denizden eserken tuzlu bir heves
Kalbim sana atıyor kalbim senin
Sanki yaz rüzgarında bir meltem
Ay ışığında dans ederken
Yaramazlıktan değil ya köprüler
Bilinçli kulaklarından asılıdır
Yedi ağız sulandırıcı siyah zeytin
Yanına bir de yeşil zeytini alarak
Yuvarlana yuvarlana gelirken
Gemlik'ten bu yana
Yerli yusuf koparılınca dalından
Düşüyordu güz yaprakları yerlere
Ağlıyordu sokak sokak
Bir gonnaralar
Bir cebimde kağıt
Dilimde gavcar mantarı tadı
Yıldızsız kentlerin gece vurgunu
Seni mi öptüm
Ay şavkıyla sararken denizi
Tuzu dudakları dili yakarken
Kıyılardaki kayalıklarda bir garip inilti
Midye kabuklarının kara çarsafı
Ay! seni gördüm dün rüyamda
Her zaman buluştuğumuz sokakta.
Gizli gizli bekliyordun,
En uzun yolmuş insanın içi
Kimseye yük olmamak
Ummamak üzerine kurulsa da zamanla
Ne virane şehirlerle
Ne yıkık binalarla doluymuş sokakları
Antika diye yutturulmak istenen çöp parçaları anılar
Ata dedem tohumundan gelir dalları
Ben onların dilinden çalarım sazı
Dinledim mor şafakta dağlar avazı
Yürüdüm adım adım binlerce yılı
Şu dağlarda meskenimdir kıl çadırı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!