Terk edip çıktığımda evimi
Hatıralar bir yanında odamın yığılı
Güneşimi
Denizimi
Bırakıp gittiğimdi
Bir İstanbul şafak vakti
Uçağın kanatlarını Cemal bilir
Bulutların üstündeki renkleri de
Bulutların şekillerini de
Uzak diyarları da bilir
Benim görmediğim
Otuz senedir
Çırpınıp içinde döndüğüm deniz
Elbet ben yaşlı paslı gemiyim
Görürüm Afrika'da aç çocukları
Görürüm Ege'de dalgada cansız çocukları
Limasol yakınlarından geçerken Mağusa'ya doğru
Görürüm bölünmüş şehirlerde kurşun delikleri
Tam umudum bittiği an
Bir İstanbul kışında
Denize yürünerek ulaşılan tek noktada
Hani hastasındır
Çok da yorgunsundur
Göz kapaklarının açılmaya takati yoktur
Oysa tüm gece deliksiz uyumuşsundur
İnsanlar işlerine güçlerine gitmiş
Duraklar dağılmış
Kış günleri bitmek üzereyken
Bir sabahın erken vakti
Gömüldüğüm yastığımdan
Kalkıyorken başım
Kulağıma bir şeyler fısıldandı
Limonlar sarıya dönmüştür
Portakal çiçekleri açmıştır beyaz beyaz
Turkuaz dalgalarıyla denizin kıyısında hurmalar palmiyeler
Salınmıştır yeni güz rüzgarlarıyla
Güneşin turuncu ateşine bulutlar gelmiştir bazı bazı
Dağlardaki yeşillikler biraz daha koyuya çalmıştır
Seni İstiklâl Caddesi'nde mi
Ya da Taksim Meydanı'nda mı
Görmüştüm, hatırlamıyorum
Ama üstünde parçalı sarı kırmızı forma vardı
Ve sen Mayıs zaferleri gibi tatlıydın
Bir toprak
Çiçek verir ağaç verir
Bir toprak uğruna
Kaç binler can verir
Kolay değil
Vatandır bu
Kuğu değildir
Şu deli nehirlerde gezen
Dağlarda uçar serseri bir atmaca
Sarışın çiçekler açar
Sarp kayalardan yaylalara doğru
Bulut çeker de yine uykusuz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!