Gün karanlığa döndü yüzünü
Güneş göç eyledi uzaklara
Elleriyle lambalarını yaktı kent
Geceyi, leziz bir çay gibi
Tavında demledi Tanrı
Beş parasızız yine
Tutucu bir şehirde
Şık bir meydan...
Meydanda oynak bir kürsü...
Kürsüde bunak bir şovmen...
Ama yine kaçak dövüşüyorsun
Göz boyamanın marifetli ustası.
Biz tanışsak olay olur biliyor musun?
Hecelerine ayırıyorken henüz
Yeni öğrendiğim ismini
Diyarbakır Surları'ndan ölüme atlar gece,
Dünya aydınlığa erişir
Bunu kimse istemez, lanetleniriz.
Güzleri gülmezdi yüzümüz
Çirkinleşirdi şah damarlarımızın atışı
Bize en çok yakışan kıştı
Hüznün çanları çalardı o vakit
Bir acayip zamandan geçiyoruz
Bu yaklaşan kıyamet değilse, ne?
Göğsüne çiçekler ektiğim toprakla uzlaşamıyoruz
Sarkaçlar birer durağan nesne.
Haberiniz yok sizin
Çocukluğum kayıp bir gezegen
Canı sıkılınca aranır gezginler.
Bazen hatırlar gibi olurum yalnız
Bir dünya vardı gövdesi küçük
Ve insanlar vardı, tertemiz
Düz yaşıyorum.
Hep zoru gördüğümden olsa gerek
Karmaşalar boğuyor beni.
Aklıma eseni yap(a)mamak,
Her sabah Aysun'a uyanmak
Hele bir de gece olunca
Dünya dapdar bir gömlek üzerime.
Giyinemedim hiç.
Usta bir terzi çok uğraştı genişletmek için.
Annemden hatıra hüzünlerim pile yaptığından
Kilo aldım.
Olmadı.
Jilet,
Zıpkın gibi bir geminin
Evladı olmalı
Ustasıymış işinin
Hiç canımı yakmadı
Bileklerimi doğrarken
Bilinmez nerden gelir bu soysuz arzu
Nedendir anlamam içimde beliren
Sonsuz acıya meyilim
Ya ben varoluşumdan beridir alışamadım yaşamaya
Ya da asla yaşamak heveslisi değildim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!