OTOBÜS,
Usul usul kar yağıyordu
Doğduğum kentin üzerine
Valizimde hasret, valizimde nefret
Valizimde kendinden kaçan bir kaçak
Ve bir mağlup; gidiyordu, ölüm gibi seferine
Her şey yavaş yavaş oldu
Gök kubbeden sihir yağıyordu
Körler dünyasında en iyi ressam oydu
Herkesin bildiği hiç kimsenin bilmediği
Ne karınca ne de kurbağa fark etti oyunu
Bazen uyanmak için ölmek gerekiyordu
Belki de canını yaktığım tek şey papatyalardı.
Seviyor, sevmiyor falı için tek tek koparırdım yapraklarını.
Son yaprak seviyor çıkınca büyüsü bozulmasın diye
yeni bir papatya koparmazdım
Sevmiyor çıkınca bir yenisinin daha canını alarak yapraklarını koparıp son yaprağı seviyor kelimesine kadar devam ederdim.
Ben birinin sevgisini papatya falında ararken kim bilir bir papatyayı hayattan ve sevdiğinde koparmışımdır.
Yağmalanmış duyguların
Güneş görmemiş kederlerin
Hasretin ateşinde
çifte kavrulmuş bu yüreği
Unutmuşuz,
Bezm-i Elest'teki akdi.
Boşuna harcamışız
ömür denilen nakdi.
Güle güle ruhum,
bende uyuma
Bir başka bugün gökyüzü
Gökyüzünde bir başka mavilik var
Havada uçuşup duran
nurdan kanatlı gibi kuşlar
Sanki sema indiriyor mutlulukları ipil ipil
Çimenler hiç görmediğim bir şekilde yeşil
Seninle aynı mahallede doğmadım
Aynı parkta hiç oynamadım
Aynı okul sıralarında alfabeyi de okumadım
Sahi, ben seninle aynı şehirden bile değilim
Nasıl oluyor da
Her an ölüp ölüp dirilmek de neyin nesi?
Ne zaman kalkar bu ölünün taziyesi?
Kim kazar ki her gün diriye mezar?
Bütün kelebekler ,
göç ediyorsa,
uzak diyarlara,
kuşlar gibi.
Ve kuşlar,
Yaşamak seni ne acı
Bir şarkı sözünde
Bir film karesinde
Özlemek seni
ruhumda dallı budaklı
Bin yıllık çınar ağacı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!