Göz yumup dünyaya bak, gör neymiş ol Basîret,
Kalb-i sâfî içre başlar, her zaman bir hayret.
Nûra gark olmuş gönüller, kirlerinden oldu pak,
Görmeyen gönlüyle dünyâ, bir karanlık gurbet.
Akl-ı cüz’î kâfi gelmez, ister elbet bir İdrak,
Zirve-i irfâna çıkan, her kederden oldu pâk.
Okumakla bitmiyor bu, kâinatın sırları,
Ruh gerek ki anlaya ol, sırrı eylerse in’itâk.
Sustuğun demdir ki dilde, başlar ol nûrlu Necât,
Kurtulanlar buldu elbet, bahr-i aşk içre hayat.
Sabreden erdi murâda, dindi dünyâ sancısı,
Görmeyen gönlüyle bulmaz, ne selâmet ne sebât.
Nefse galip gelmek istersen, gönül ver Rikkate,
İncelen bir ruhla ancak, yol bulursun vuslate.
Gözyaşıyla ıslanırsa, kalb olur bir gülşen-i aşk,
Sert olan kalpler uzaktır, dâima bu devlete.
Her çiçekte, her böcekte eyle dâim Tefekkür,
Sırr-ı Hak her zerrede, eyler dille teşekkür.
Bak kitâb-ı kâinâtın her bir ince harfine,
Gördüğün her nakş-ı san’at, rûha bir nûrlu tezkür.
Sözde durmak, dosta sâdık kalmak adın koy Vefâ,
Çekmeyen bu yolda zahmet, süremez bir gün sefâ.
Gül dikensiz olmaz elbet, dost cefâsız sevilmez,
Aşk odunda yanmayan
can, bulmadı dilde şifâ.
Bir gece bir rüya gördüm..
Bir gölün kenarında,
Toplanmış duruyoruz dostlarla.
Gölün içine serpilmiş onlarca ada...
Dedim, hayırdır hikmeti ne ola.
Dediler,adalardan birine,
Gitme Kal Gençliğim!
Hani gitmeyecektin!
Sevmiştin!
Hani yaşlanmayız demiştin!
Gitme Kal Gençliğim.
Gitme nolur!
Bir kadın tanıdım.
Tanıdıkça sevdim.
Aşkı da kendi gibi saf,
Kendi gibi inceydi.
Bir gün,“Ne iş yaparsın?” dedi.
“Yazarım,” dedim,
Günahımla karşıla beni,
Saklanacak ne bir gölgem, ne bir dünüm kaldı.
Yolum daraldı,
Kelamım sustu;
Bir tek senin adın, içimde solmaz bir yaldız kaldı.
Gidecek başka yerim yok,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!