Emek diyorlar...
Sanki yeni keşfetmişler
ekmeğin kabuğunu,
çayın buharını,
vardiya düdüğünü.
Emek diyorlar,
ama parmaklarının arasında
bir tek çivi izi yok.
Ne bir makinenin pası bulaşmış yakalarına,
ne güneş yakmış enselerini,
ne sabahın köründe
servis beklemişler yağmur altında.
Kelimeleri ütülü.
Ayakkabıları parlak.
Vicdanları...
basın toplantısı kadar düzenli.
Mikrofon görünce çoğalıyor sesleri.
İşçi geçse önlerinden,
emekli dursa bir bankta,
köylü çatlamış elleriyle uzansa,
esnaf kepengini yarım açsa...
hepsi bir anda
fotoğraf dekoruna dönüşüyor.
Merhametleri flaş patlayana kadar.
Sonra gidiyorlar.
Geride
aynı asgari ücret,
aynı boş buzdolabı,
aynı kira mesajı,
aynı kredi borcu,
aynı ay sonu telaşı kalıyor.
Emek,
onların cümlesinde
bir seçim vaadi kadar kısa.
Bizim hayatımızda ise
çocukların beslenme çantasıdır.
Emek,
onlar için
kürsüden söylenen güçlü bir kelime.
Bizim için
akşam eve dönerken
belimizi ikiye bölen yorgunluk.
Çünkü emek;
trend konu değildir.
Algoritma sevmez
nasırlı elleri.
Manşet olmaz
çatlamış avuç içleri.
Kimse canlı yayın açmaz
gece vardiyasından çıkan bir işçinin
sessiz yürüyüşüne.
Ama hayat,
o sessiz adımlarla döner.
Elektrik yanıyorsa,
ekmek pişiyorsa,
çocuklar okula gidiyorsa,
şehir sabaha uyanıyorsa,
birilerinin görünmeyen omuzları sayesindedir.
Ve siz...
Hâlâ emeği anlatıyorsunuz.
Emeği tanımadan.
Sadece adını ezberlemişsiniz.
Biz ise
emeği ezberlemedik.
İçinde yaşadık.
Terin tuzunu
ekmeğe katık ettik.
Sırtımızı duvar değil,
hayat ağrıttı.
O yüzden biliriz;
Emek,
alkış isteyen bir kelime değildir.
Emek,
omzunu başka bir omza veren insanların
sessiz anlaşmasıdır.
Ve gün gelir,
En yüksek kürsüler değil,
en çok nasır tutmuş eller
yazar tarihin
gerçek cümlesini.
Hikmet Metin Çavdar
Hikmet Metin ÇavdarKayıt Tarihi : 23.07.2026 15:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Emeği Ezberleyenler – Şiirin Hikâyesi Bu şiir, bir fabrikanın, bir tarlanın ya da bir dükkânın içinde başlamadı. Belki de bir televizyon ekranında, bir kürsünün önünde, "emek" kelimesinin defalarca dile getirildiği ama o kelimenin yükünü omuzlarında taşımamış insanların konuşmalarını dinlerken doğdu. Şair, yıllardır aynı sabahın karanlığında uyanan insanların sessizliğine kulak verdi. Gün doğmadan servis bekleyen işçileri, tarlasına yürüyen köylüleri, kepengini umutla açan esnafı, aldığı maaşın ay sonunu getirmeye yetmediğini bilen emeklileri gördü. Onların ortak bir dili vardı: alın teri. Fakat bu dil, çoğu zaman mikrofonların ulaşamadığı yerlerde konuşuluyordu. Bir gün yine "emek" üzerine uzun konuşmalar yapıldı. Güzel cümleler kuruldu, güçlü sloganlar atıldı, kameralar önünde işçilerin omuzlarına dokunuldu. Flaşlar söndüğünde ise herkes kendi yoluna gitti. Geride değişmeyen hayat kaldı; aynı boş buzdolabı, aynı kira yükü, aynı borçlar, aynı yorgunluk... Şair işte o anda şunu fark etti: Bazıları emeği sadece telaffuz ediyordu, bazıları ise her gün yaşıyordu. Aradaki fark, sözcüklerle değil, nasır tutmuş ellerle ölçülüyordu. Bu şiir, kimseyi küçümsemek için değil; görünmeyenleri görünür kılmak için yazıldı. Çünkü bir ülkeyi ayakta tutanlar çoğu zaman kürsülerde konuşanlar değil, sessizce çalışanlardır. Elektriği ulaştıran işçi, ekmeği pişiren fırıncı, toprağı işleyen çiftçi, gece nöbetinden çıkan sağlık emekçisi, dükkânını sabırla açan esnaf... Hayat onların omuzlarında ilerler. "Emeği Ezberleyenler", emeğin bir slogan değil, bir yaşam biçimi olduğunu anlatır. Şiir; alın terinin, yorgunluğun ve dayanışmanın kutsallığını hatırlatırken, emeği yalnızca seçim meydanlarında ya da kürsülerde hatırlayanlara da güçlü bir ayna tutar. Sonunda okur şunu hisseder: Tarihi değiştirenler çoğu zaman en çok konuşanlar değildir. Tarihi, ellerindeki nasırla, alınlarındaki terle ve birbirlerine verdikleri omuzla yaşayan insanlar yazar. Hikmet Metin Çavdar




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!