Dinmez Er Şiirleri - Şair Dinmez Er

Dinmez Er

Tanrıların gazabında dönüyor dünya
Yorulmak bilmeden koşuyor zaman
Benim küçüğüm olur saatler
Ben dünya ile aynı yaştayım
Bırakıldığım yerdeyim hâlâ
İki adım geriledim

Devamını Oku
Dinmez Er

Gölgeler canlandı aniden
Ayak izleri hızlandı
Gecesefaları aya dönmüştü yüzünü
Nefes alışlarını duyuyordum korkunun
Beli bükülmüş bir kadın ağlamaklı
Parçalanmış yüzleri topluyordu kaldırımdan

Devamını Oku
Dinmez Er

Ağlıyor sessiz, sessiz bir kırmızı karanfil hasta
Âşık şairin titreyen ellerinde
Yalnızlık deniz feneri çakıyor gözlerinde
Bir yanıyor, bir sönüyor kimsesizliğe
Şairin gözyaşları karanfile damlıyor
Sessiz, sessiz kırmızı karanfil ağlıyor

Devamını Oku
Dinmez Er

Resimsiz sayfalarda bir aşk sere serpe
Vakti saati yok, tarihi ise milattan önce
Bir selam olsun gelse mühürlü zarf içinde
Akşam mavisinin kızıllığı yuttuğu o yerde

Bıraktığın yalnızlıkları kime satarım

Devamını Oku
Dinmez Er

sere serpe uyuyorken sen rahat yatağında
ben nöbetini tutacağım şafağa kadar
ceza nöbeti...
bedel ödetiyorum kendime
sensizlik sebebi
duvarlarda yaşamın leke izleri

Devamını Oku
Dinmez Er

Yurdumun Eşiği Çeşme

Benim sokaklarımda turunç ağaçları
Caddelerim de tatlı Çeşme limonları
Bulvarlarım portakal, mandalina kokulu
Kırlarım kekik, adaçayı, turp otu, radika, arapsaçı

Devamını Oku
Dinmez Er

Her duyan öyle dedi ardından;
“erken göç etti
zamansızdı gidişi”
raflar dolusu kitapları
kitaplar dolusu şiirleri
yetim kaldılar şimdi

Devamını Oku
Dinmez Er

Ölüye kefen biçer gibi,
Aşkımıza ömür biçmişler.
Adalet dağıttıklarını sanarak,
Üstüne kalemlerini kırmışlar,
Şerefsizler! ..

Devamını Oku
Dinmez Er

Meğer ne acıymış bir vefasızın göğsüne yaslanmak
Çekilen her perde, açılan kapıların ardında hep o!
Hangi yastığa başımı koysam onun kokusu
Lanetli sevdayla kirlenmiş ellerimi arıtmak için
Şiirlerim “Sevgi Yolu” sergilerinde kitapçı raflarında
Dilim damağım kurumuş susamışlığım dudaklarına

Devamını Oku
Dinmez Er

Yağmur bulutu olup yağdı üzerime burçlar, gözlerin,
Sonsuz boşluğunda göğün iki elmas tanesiydi parlayan.
Roma-Yunan heykellerinden daha çekiciydi sırtın, omuzların.
Yastığına dağılan saçların ne kadar yumuşak ve parlak.
Nefes alışların çağrıydı, nefesin mis gibi ve sıcak.
Uyanışında güzellik uykusundan söyleyeceğim sana;

Devamını Oku