Yalan dolu sözlerle gerçeği bir kenara bırak
Senin yolların zaten doğruluktan çok uzak
Dün nasılsan bugün de aynısın
Bu hiç değişmez
Kötülük tohumları iyilikle birleşmez
Sözlerin bal olsa da özün asla iyileşmez
Sevgisinden emin olsaydın,
Gece gündüz kapımda nöbet tutmazdın.
Uyu...
Uyu...
Uyu ki geçsin...
Sıra sıra gözyaşı şişeleri
Palyaçolar kederli
Aslanlar dişsiz
Saçlarını çöz
Dışarı at kendini
Sol göğüs kafesimde sıkışan kuş
Soğuk bir esinti ile başladı her şey.
Nöbetlerde sarı hüzünler mor şiirlere teslim oldu.
İki dünya arasında
akılla açıklanmayacak bir bağlantı...
Bu olsa olsa kurulmuş bir tuzak...
Uyku sarhoşluğunda beni yöneten bir bilinçaltı...
Ruh, toprak, bir damla su,
balçık, kan, kemik, et…
Ve evet, nihayet…
İnsan: yoğruldu bunlardan.
Galubela’da o “Büyük Ses”
Soruldu ruhlardan:
Ne hikmetse, bu romanın başlangıcı
ikimizden parçalar gibiydi.
Oysa iki eksi bir artıya eşit değildi.
Ama yok öyle kolayı seçmek!
Yok sana bu aşktan azatlık!
Paslanacak ellerinde kelepçe.
Sanki bir rüyanın içinden sıyrılıp çıkmışım,
Çarşafın buruşuk beyazlığından,
Soğuk fayanslara düşmüşüm.
Varlık harmanında bir saman çöpüyüm.
Karanlık, aydınlık…
İkisi de misafir odasında eşit…
Gönüller kaynaşıp olmazsa harman
Dizlerde kalır mı takatle derman?
Çaresiz düşersin okunsa ferman
Birleşmeyen parmak yumruk olur mu?
Yoluna set çeker aşılmaz engel
Kendimi bildim bileli bu cümleyle beslediler beni.
Ana sütü gibi sindi her bir hücreme.
Benimle büyüdü, gölge misali takip etti.
Cümlelerde başlık oldu,
zihnimde ezber...
Kulağımda küpe oldu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!