Ne kadar da acımasız
Zamanın dalgaları.
Her sahile vuruşunda
bir şeyler götürüyor
Bir köşe başında çarpışıp dağılmak değildi bizimki
yada tramvaydaki kısa bakışmalardan
ne de bir kafede çay içmelerden...
yaşam, bizi başka bir zamana saklamış sanki.
Sen şimdi hangi şehrinde yanmaktasın bilmem
ben uzak bir yerde üşüyorum
gölgesinde yeşerse de umutlar
hep bodur kalıyor yarınlara.
Yorgun bir yıldız gibi, kayarken içimden zaman,
göğsüme saplanıyor eski bir vedanın soluğu.
Rüzgâr, adını unuttuğum bir şehri fısıldıyor,
ve ben, oraya hiç gitmemiş olmayı diliyorum.
Zan;
Hüküm giymemiş kelimelerin idamıdır.
Her cümle, bir mahkeme;
her susuş, vicdanın sesi.
Bilmeden kurduğunuz yargılar,
Biriktirdiğin ne varsa içinde
aynı yerden bin defa vur hadi
dök içindeki tüm zehirleri
acıya dair ne varsa kus
Zehirli Sarmaşık sanki...
Aşk denilen illet.
Sardıkça bedenimi boğuyor,
nefes alamıyorum.
sus...
sus yüreğim, lütfen !
çığlıkların uyutmuyor beni.
Senin hislerin benim zihnime sığmıyor
düşüncem, senin damarlarında yolunu kaybediyor
Sessizliği dinlemek
içimdeki Sensizliği dinlemekten daha kolay
Zor olanı içimdekilere rağmen
dilimin sessizliğini dinlemek.
Sabrın taş ocağında çıkar Zultanitler.
Herkes elmas arar, tek bir parıltısı için.
Oysa yedi renkli bir taştır Zultanit;
Hangi ışığı verirsen, başka bir renk yansıtır...
tıpkı insan gibi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!