geldiğini yazamıyorum bir türlü
uzanamıyorum ışığının altındaki
gölgene, dokunamıyorum
kelebek kanadı kırılganlığı
aynı hırçın sular
içimde
bir yerimde benden
gizlenen kırılganlığımı
hissettiğinde
kışkırıveriyor
içindeki o hep hissetmek
ne kadar uzak dinlenen masa
yanıbaşında
bir insan yüzü gibi duran
çatlak vazo
örtüsü sıyrılmış duvarlar
çıplak ve çırılçıplak
duydum
güzel bir kızın göğüslerinde kuruldu zaman
tutkuların doruklaştığı anları yakaladım
bir kadınlığın sokaktaki yürüyüşünde
bir çocuk düşlerin yorulmadığı yeri sordu
bacaklarımın serseri seğirtmelerini düşündüm
güz yaşamını terketti bedenim
sen yaprakların sararması gibi
ağladın
ağladım
soğuk, keskin bir diken gibi
çok öfkeliyim
öfkelenirim işte bazen
aslında sen
tanımak istemezdin hiç
beni bu zamanlarımda
sen kırlangıcı ve serçeyi severdin
1.
-bir ses: saatin geldi!
benim sesim. evet sanırım sıra bana geldi -
hazırım vücuduma
yapışacak her şeye
önce bıçak,
sonra ince bir çizgi kabuğunun aralarına..
soyulmaya hazırsın,
parmakların içine sokulmasına.
derin bir soluk aldın
hoşlanma ve tedirginlik..
yağmur birden başladı, biliyorsun
kaçarken soluğumuz ıslandı
ve bakışların
yumuşak damlalarla
kirpiklerinin arasından gözlerime değdi,
neredesin?
Ne zaman dökülecek
Akşamları uykunu hapseden öfken
-işte başladım fısıldıyorum-
Gece bitmeden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!