Sana,
Sırça saraylar vadetmişti yüreğim.
Üzgünüm,
Veremedim.
Ben,
Mark, Dolar milyoneri değil;
Neden böyle ürkek, niçin mahcupsun
Yürek kuşun çırpınıyor kafeste
Al sevdamı ruhum senin mahpusun
Seda dudağında ve bir nefeste.
Anlat suskunluğun acı vermesin
Lisanı münasiple bu zatı tarif etsem
Kelimeler anlamsız, cümle devrik oluyor;
Hiç bakmadan yüzüne bırakıp çekip gitsem;
Kendinde anlaşılmaz, bir keramet buluyor.
Boşuna dememişler şeyhi mürit uçurur;
“Komşusu aç iken tok yatan” gafil,
Uykuyla muhabbet sana hoş gelir.
İlmiyle amelsiz ey ehli cahil,
Bil ki düşer isen taşa baş gelir!
Tuzun kuru, ırmak coşmuş neyine!
İyi kötü eşin dostun hat’ırına,
Çileleri hep yüklendin sırtına,
Yüreğinde kopar deli fırtına,
Hiç mi esip savrulmazsın be gönül!
Yalan dünya, derde deva ne arar,
Bir hayale kandı, kapıldı gönlüm,
Yalan hülyalara dalasın gülüm.
Beyhude harcandı, tükendi ömrüm,
Sen de sararasın, solasın gülüm!
Saçıma kar yağdı, gözümde pus var,
Bana gökyüzünü yıldızları al getir!
Bana, bana Göktürk’ü, Oğuz’ları al getir!
Gürzü, cihan titreten Yavuz’ları al getir!
Ezanlar susmayacak, bu bayrak inmeyecek;
Türk-İslâm meşalesi ebedî sönmeyecek!
Gel gönül gidelim bizim ellere,
Buralarda kadir kıymet bilen yok.
Sırrımızı ayan etme ellere,
Aylar geçti kapımızı vuran yok…
Geceler karanlık ıssız geceler,
Selam verdim, rüşvet diye almadı,
“Gardaşım şu anda toplantıdayım! ”
Yalana dolana gerek kalmadı,
“Gardaşım, şu anda toplantıdayım! ”
“Dost, dosta yük olmaz! ” Derdin ya hani,
Çile dolu ömrüme,
Mutluluk katmaya gel!
Sarayı boş gönlüme,
Uzanıp yatmaya gel!
Irmak olup, sel olup,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!