Bize davet geldi Yakup gardaştan,
Davete icabet farz oldu gayrı.
Hane-i ecdattan hem Odabaş’tan,
Cevabı gönülden arz oldu gayrı.
Mekânı malum bizim köyümüz,
Bir istida yazdım yüksek ricale,
“Bu gün git, yarın gel, bakalım” dedi.
Randevu kopardım, bin bir ricayla,
“Bekle, bir sigara yakalım” dedi.
Ben anlattım ama o dinlemedi,
Dost arzusu ayrı düşer gönülden,
Yer yarılsa kem söz çıkmaz dilinden
İçine akıtır gönül telinden,
Name susar, dudak susar, dil susar.
Bulunmaz bir nimet, candan dostluklar,
Yalarsan yandaş olursun,
Susarsan yalnız kalırsın,
Konuşsan ceza alırsın,
Devir dilsiz şeytan devri.
Ne zor şeymiş vatandaşlık,
Gözünden damlayan yaşın olayım,
Kara göz üstünde kaşın olayım,
Rüzgârda savrulan saçın olayım,
Gülki gamzelerin gülle bezensin.
Bir sağa bir sola salında güzel,
Erzurumlu Ketencizade Mehmet Efendi,
Hızır Aleyhisselamı çok görmek isterdi.
Her daim bu aşk ile yanıp tutuşuyordu,
Dua ederek, bir gün görmeyi umuyordu.
Dost yüzüne hasret kaldım özledim,
Gece gündüz yollarını gözledim,
Ev hapsinden geçen bir yol izledim,
Sen ne kadar zalim çıktın be Kovit.
Kulak ver sözlerime beni dinle ey oğul,
Düzen böyle kurulmuş bu çarka uyacaksın!
Boğulacaksan eğer, büyük sularda boğul,
İş işten geçtiğinde pişmanlık duyacaksın!
Bu düzende dürüstlük, bil ki, geçmez akçedir,
Nasıl bir gelecek bekliyor seni,
Düşündükçe yaş doluyor gözlerim!
Eyvah! Dedirtecek sanki göreni,
Dehşetinden, bak, titriyor dizlerim!
Öyle mahcubum ki, inan ben sana,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!