Çark Deresi'nde Kalan Sevda

Hikmet Metin Çavdar
312

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Çark Deresi'nde Kalan Sevda

Sakarya’da bazı akşamlar vardır...

Adapazarı’nın sokaklarında yürürken insan, yalnızca bir şehirde dolaşmaz; geçmişinin içinde de yolculuk eder. Kimi zaman bir kaldırım taşı, kimi zaman eski bir bina, kimi zaman da bir derenin sesi yıllar önce yaşanmış bir hatırayı yeniden getirir.

Benim için Sakarya böyle bir şehirdi.

Çark Caddesi’nin kalabalığında, Uzun Çarşı’nın eski kokularında, Kapalı Çarşı’nın dar sokaklarında, Aynalı Çarşı’nın ışıklarında hep geçmişten bir parça saklıydı.

Bu şehir benim için sadece yaşadığım yer değildi.

Kalbimde taşıdığım bir hikâyeydi.

Zaman zaman öyle büyük bir sevgi dolardı ki içime, sanki kalbim yerinden çıkacak ve yıllardır aradığı yere, onun kalbine konacaktı. Özgürce uçan bir kelebek gibi, ömrünün kısa olduğunu bilse bile en güzel çiçeğe ulaşmak isteyen bir kelebek gibi...

Belki bizim sevdamız da böyleydi.

Kısa süren ama insanın bütün ömrüne yayılan bir yolculuk...

Çark Deresi’nin kenarında oturduğum akşamları hiç unutamam.

Suyun ağır ağır akışını izlerken, derenin içindeki eski tarihi değirmenin sessizliğini dinlerdim. O değirmen bana hep zamanı anlatırdı. Yılların insanlardan neleri alıp götürdüğünü, ama bazı izleri hiçbir zaman silemediğini...

Taş duvarları yıpranmış, geçmişin seslerini içinde saklayan o eski değirmen gibiydi benim kalbim de.

Dışarıdan sessiz görünürdü.

Ama içinde nice hikâyeler dönerdi.

Her dönüşünde eski günleri hatırlatan bir çark gibi...

Ben de o derenin kenarında karşı kıyıya bakardım.

İçimden hep aynı dilek geçerdi:

"Keşke bir gün o taraftan bana doğru gelen biri olsa..."

Keşke sevgisini dalgalara anlatsa, rüzgâr onun sesini bana taşısa, martılar onun selamını kanatlarında getirseydi.

Ama bazı bekleyişler vardır.

İnsan bilir gelmeyeceğini, yine de bekler.

Çünkü umut bazen gerçeğin önüne geçer.

Sakarya Şeker Fabrikası’nın bacasından yükselen dumanı gördüğüm günleri hatırlıyorum.

O fabrika yalnızca bir iş yeri değildi. Nice insanın alın teriydi. Sabahın erken saatlerinde işe giden işçilerin adımları, akşam eve dönen insanların yorgun ama gururlu bakışları vardı orada.

Şehrin emeği, sabrı ve mücadelesi o fabrikanın duvarlarına sinmişti.

Ben de bazen uzaktan o bacaya bakar, kendi hayatımı düşünürdüm.

Herkesin bir mücadelesi vardı.

Kiminin ekmek kavgası...

Kiminin hayat mücadelesi...

Benimki ise kalbimde taşıdığım sessiz bir sevdaydı.

Eski stadyumun olduğu yere her gittiğimde içimde tuhaf bir hüzün oluşurdu.

Bir zamanlar insanların heyecanla toplandığı, seslerin yükseldiği, sevinçlerin ve üzüntülerin paylaşıldığı o yer artık geçmişte kalmıştı.

Ama insanın hafızasında bazı yerler yıkılmaz.

Duvarları yıkılır, tribünleri kaybolur, yerine başka şeyler gelir...

Fakat orada yaşanan sevinçler, dostluklar, gençlik yılları insanın içinde yaşamaya devam eder.

Benim de orada kalan bir hatıram vardı.

Belki hiç yaşanmamış ama kalbimde büyüttüğüm bir hatıra...

Onunla yan yana yürüdüğüm, birlikte güldüğümüz, geleceğe dair hayaller kurduğumuz bir zamanın hayali...

Orhan Camii’nin avlusunda oturduğum akşamlar bana hep huzur verirdi.

Eski taşların arasında geçmişin sessizliği vardı.

Orada insan kendisini dünyanın telaşından uzak hissederdi.

Gökyüzüne bakar, içinden geçenleri kimseye söylemeden Rabbine anlatırdı.

Ben de orada onu düşünürdüm.

Bazı duaların içinde isimler saklıdır.

Bazı insanlar dudaklardan değil, kalpten anılır.

Kapalı Çarşı’dan geçerken insanların telaşını izlerdim.

Kimi alışveriş yapar, kimi dostlarıyla sohbet eder, kimi eski günleri hatırlardı.

Aynalı Çarşı ise benim için başka bir anlam taşırdı.

Oranın ışıkları bana hep onun gözlerini hatırlatırdı.

Bir aynaya bakar gibi geçmişime bakardım.

Kendimi değil, kaybettiğim zamanı görürdüm.

İnsan bazen bir aynada yüzünü değil, kalbinde kalan birini arar.

Sapanca Gölü’nün kıyısında akşamları uzun uzun otururdum.

Gölün sakinliği, dağların sessizliği bana onu hatırlatırdı.

Onun gözleri gibiydi gölün maviliği...

Derin, uzak ve ulaşılmaz...

Onu düşündükçe içimde iki ayrı duygu büyürdü.

Bir yanım onunla yaşadığım güzel hayallerle mutlu olurdu.

Diğer yanım ise kavuşamayacağımızı bilmenin acısıyla susardı.

Tatlı ve acı bir aradaydı.

Tıpkı yıllar geçse de unutulmayan bir hatıra gibi...

O benim ikinci baharımdı.

Geç gelen ama en güzel mevsimimdi.

Fakat bazı baharlar kısa sürer.

Bazı çiçekler açar, kokusu kalır ama kendisi uzaklaşır.

Ben onu unutmaya çalışmadım.

Çünkü bazı insanlar unutulmaz.

Onlar hayatımızdan giderler ama içimizden gitmezler.

Yıllar sonra bir sokakta, eski bir şarkıda, yağmur kokusunda yeniden karşımıza çıkarlar.

Şimdi hâlâ bazen Çark Deresi’nin yanından geçerim.

Eski değirmene bakarım.

Şeker Fabrikası’nın geçmişten gelen sesini düşünürüm.

Yıkılan stadyumun yerinde kalan hatıraları ararım.

Orhan Camii’nin avlusunda sessizce otururum.

Kapalı Çarşı’da, Aynalı Çarşı’da eski günlerin izlerini ararım.

Ve anlarım ki bazı şehirler insanın içinde yaşar.

Sakarya benim için sadece bir şehir değildir.

Bir sevdanın başladığı,
bir yalnızlığın büyüdüğü,
bir hatıranın ömür boyu taşındığı yerdir.

Çünkü bazı insanlar gider...

Bazı binalar yıkılır...

Bazı sokaklar değişir...

Ama insanın kalbine yazılmış bir sevda, hiçbir zaman kaybolmaz.

Çark Deresi gibi sessizce akar.

Ve bir ömür boyunca insanın içinde yaşamaya devam eder.

Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 27.07.2026 02:24:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!