Oyunlarımız vardı hani,
Gözlerimizi bağlardık sarı bir eşarpla.
Kördük, gördük..
Elimizi kime değersek, ebe oydu.
Noldu şimdi de,
Elimizi kime değdirdiysek, ebe biz olduk.
Yüreğimin iki kıyısı gelmiyor bir türlü bir araya,
Oysa ne köprüler kurmak isterdim bakışlarımla,
Yüzümün yüzüne umut vuran göz çarpışmalarında.
Dalgan çarpsaydı bir kez gönül sahilime,
Demir parmaklıklar, ipek şal olurdu tenime
Hepimizin hayatları kayıp gitti avuçlarımızdan ara ara.
Utanma çocuk.
Hepimizin elleri kirlendi yitik umutlarla,
Utanma çocuk...
Birimizin ipini kopardılar,
üzerine ''ant'' içilmiş, güfteler dolu heybem,
kimi rast, kimi bozlak
belki biraz ağır-aksak...
neyzenlere semah üfletir heybem...
esmer başladığımız tarlalar, sarışın bitti bağ bozumlarında
Ve siz henüz rüzgarı tanımamışdınız
Ki, ben fırtınalara kafa tutmaya başladığımda..
Ve siz henüz tuzun tadını bilmezdiniz,
Ki ben, okyanusun koynunda yıkandığımda...
Bir sabah metro istasyonunda,
Yeşil parkalı bir çocuk.
Yabancıymış buralara,
Adres sormak tek isteği.
Yaklaştı ilerdeki görevliye.
Bir şiir yaz diyorsun ya bana,
Bana, beni anlat diyorsun ya,
Benim lisanımın lügatında,
Seni anlatmaya yetecek kadar cümlem yok..
Önce beni dinle istersen,
Hergün yeni fidanlar dikiyorum ormanıma,
Bana inat
Yeşermeden kırıyor kader dallarını.
Sen inat, ben inat hayat.
Yok etmene izin vermeyeceğim ormanlarımı..
Nereli olduğumu soruyorlar;
Cevap veriyorum:
Ben Cennet'liyim..
Nasıl yani? diyorlar....
Başlıyorum anlatmaya;
Ateşten bir gömlekti seni sevmek:
Yanıp kavrulacağımı bile bile giydim aşkını üzerime.
Belki küllerim savrulunca dağların en yücesine,
Bir küçük ceylan yavrusunun gözlerinde beni görürsün diye
Bile bile giydim seni üzerime...
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!