Kulağında inci küpe,
Boğazında altın hasır.
Pek de güzel gözlerin,
Sevdim seni velhasıl.
Ayağında kızıl babet,
Sen hiç olmasaydın, gün tabii doğardı.
Doğmasaydın, günden ne haberin vardı?
Hangi dün dardı, hani şeytan dindardı?
Hangi dere denizden kaçardı?
Hangi meçhul, sevgiye muhtaçtı?
Hangi muhtaç, sevgiye meçhuldü?
Sen de şiir oldun sonra,
temenniye alışık,
sevdaya sarmaşık
fazlasıyla karanlık,
biraz da karışıksın…
Ritim diye tutturmuş, kıvranıyor hocası.
İcap ettim velhasıl yoğurdum acıları.
Lakin sönük kaldım beyitte, hiç de sevmem baharı.
İçimde kaldı, lanet gitsin; kim severmiş uyağı.
Bu davar kim ki, çalarmış dağı sabahları.
Gözden yaş akmadan
İçine ağlar mı insan?
Ömürlük hasretimsin
Soluk sokaklarda
Karanlık kuytularda.
Dakikalar kendiyle çelişiyor.
Benim ne suçum var ömüre?
Dur diyememek sübliminal mi?
Sanarsın ölüme çare, hastane.
Ah bu saniyeler...
Seni öyle bir sevdim ki;
Sahra’da ıslandım.
Fersah’ta kumlandım.
Geceyi gündüze kattım,
İncirden çiçek topladım;
Sana geldim…
Büyük saatçinin yanındaki
tuhafiyeci eski bir dostumdur.
Dün iki lak lak ettik.
Aklını yitirmiş herhâlde,
rostak olmak istiyormuş.
Uğrama bana,
fırtınamın yönünü bilmezsin.
Bir damla değse sana,
başından aşağı gök gürültüsü indi zannedersin.
Islanırsın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!