Mevsimlerden sonbahar, takvim yaprakları sararmış,
Vapurlar ağır ağır limanlardan ayrılmış,
Herkes bu şehrin yorgun kalabalığından sıkılmış,
Ey İstanbul, ben bir garip şuarayım, senin gölgene sığınmış.
Kavaklar altında bir hafif meltem eser,
Sayfalarımda, aklımla birlikte uçup gider,
Sayarım, Gülhaneden Payitahta kaç atlı geçer?
Sen bahçe-i âlâdaki tüm lalelere bedelsin İstanbul.
Kırk diyâr gezdim bir dengin yoktur âlemde,
Kışına ayrı yazına ayrı yazılır binbir hikâye
Yâr diye dolaştım, uğradım Frenge, Aceme
Seyahatnameler ismini anmadan yazılmaz İstanbul.
Mâziden kalma saraylar, köşkler, konaklar,
Her mozaiğin Fatihin gözyaşlarını saklar,
Ayasofyada vakitler hep cuma namazından başlar,
Gökyüzünde güneş doğuyorsa sen aydınlan diye İstanbul.
Uğruna ölmeyi göze aldıran Romanın paylaşılmaz mabedi,
Sezarın göz bebeği, Fethin biricik mucizesi,
Türklerin 6 asırlık imparatorluk emaneti,
Seni hâlâ sıradan görenler utanmaz mı İstanbul?
Bunca tarihinle nasıl dün gibi kalıyorsun?
Sırlar perdesinden biz fanilere içtenlikle gülüyorsun,
Aşıklara ne tür hayaller kurduruyorsun?
Anlat, saatleri durdurup sonsuza kadar dinlerim İstanbul.
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 18:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.



