Bu Şehirde Bir Düş Oldum

Rasimin Gönül Dili
406

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Bu Şehirde Bir Düş Oldum

Bu şehirde bir düş oldum,
haritası silinmiş çıkmazların eşiğinde.
Ne adımı fısıldayan bir rüzgâr kaldı geride,
ne de ayak izlerimi saklayan o kadim kaldırım taşları.
Sadece kentin göğsüne saplanmış bir yankıyım artık;
geçmişin paslı çivisi, geleceğin tedirgin nefesi.
Bütün pencereler birbirine bakar burada,
ama hiçbiri görmez perdenin ardındaki körlüğü.
Zaman, sokak lambalarının ışığında erir;
sarı, yorgun ve hilekâr bir ışıkla yıkar gölgeleri.

Ben o gölgelerin arasından sızan bir sızıntıyım,
herkesin bildiği ama kimsenin adını koyamadığı
o dipsiz, o tanıdık yabancılık.
Bir düşün ağırlığı ne kadardır sahiden?
Bir kenti taşımaya yeter mi bir insanın kırgınlığı?
Köprülerin altından akan su bile unuttu yönünü;
denize varmak değil derdi,
sadece kaçmak istiyor kıyıları tutan beton pençelerden.

Ben de öyle aktım aralarından;
kimseye dokunmadan, kimseyi incitmeden,
ama geçtiğim her köşe başına bir soru işareti bırakarak.
Kuleler yükseliyor göğün yırtılan etine inat,
insanlar saatlerin çarklarına takılıp dönüyor durmadan.
Bir telaş ki, varacağı yer hep aynı başlangıç.
Onlar koştukça ben durdum.
Durdukça inceldim, inceldikçe karıştım havaya.

Artık ne bir kapıyı çalacak cesaretim var,
ne de ardına kadar açık bir kapıdan girecek cüssem.
Bu şehir bir düş gördü bende,
ben ise bu şehirde koca bir hiçliğe büründüm.
Ne tam uyanabiliyorum bu kâbustan,
ne de gözlerimi yumup büsbütün yok olabiliyorum.

Sadece bekliyorum;
belki bir yağmur iner de yıkar diye
şehrin alnına kazınmış bu kederli hikâyeyi.

Yağmur indi sonunda kentin yarılmış göğsüne,
ama yıkamadı kaldırımlara sinen o ağır tortuyu.
Suyun bile kirletildiği bir çağın içinden geçtim;
her damla bir öncekinin suçunu fısıldadı toprağa,
toprak utandı, içine almadı bu kederli mirası.
Ben o suların biriktiği kuytu çukurlarda kaldım,
gökyüzünü tersinden seyreden kırık bir ayna gibi;
gelip geçenlerin çiğnediği bir gölge,
kimsenin yüzünü çevirip bakmadığı bir kırgınlık.

Binaların camlarına vuran şimşekler aydınlattı suretimi,
fark ettim ki ne bir etim kalmış geriye ne de bir kemiğim.
Yalnızca birbirine eklenen kelimelerden ibaretim artık,
söylenmemiş sözlerin, ertelenmiş sevdaların toplamı kadarım.
Bu kentin mimarları çizmemişti beni hiçbir plana;
hiçbir meydanın ortasına dikilmedi anıtım,
çünkü hiçbir iktidar sığdıramazdı avuçlarına
bir düşün başıboş ve sınırsız ağırlığını.

Şimdi gecenin en kuytu, en sağır vaktinde,
çatılarda tüneyen güvercinlerin uykusundayım.
Onlar rüyalarında sonsuz bir gökyüzü görürken,
ben bu dar sokakların nefes darlığını çekiyorum.
Bir tren düdüğü yırtıyor uzaktan kentin sessizliğini;
gidenlerin değil, hep geride kalmak zorunda olanların,
bavuluna hiçbir anı sığdıramayanların hüznüyle ötüyor.

Ben bu düşten uyanırsam şehir çökecek sanki,
şehir uyanırsa ben büsbütün silineceğim tarihten.
Böyle bir anlaşma yaptık taşla, sisle ve zamanla;
ben onun unutmak istediği vicdanı olacağım,
o da benim hiç sönmeyen, ağır yangınım.
Rüzgâr durulsa bile uğultum kalacak dehlizlerinde,
çünkü bazı düşler, onları görenlerden daha uzun yaşar.

Rasimin Gönül Dili
Kayıt Tarihi : 25.08.2026 16:01:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!