İçtenlikle sevdim, kaybettim,
Yüreğimi açık ettim de kaybettim.
Her tartışmada özür diledim,
Haklı olsam da sustum, yine de kaybettim.
Her sabah uzun satırlar yazdım,
Yağız rüzgâr esti de, yaprak yere savruldu,
Bir meçhul yol önünde, gönlüm sessiz kavruldu.
Neden sonra ilerledim, çakır dizgin atlarla,
Aklımda yitik zaman, gözüm eski dağlarla…
Gidiyordum, gönlümde kırık bir sevda yükü,
Kendini övmenin ne gereği var,
Dünyanın en büyük dağı sen misin?
Gün gelir seni de unuturlar,
Düşündüğün kadar önemli misin?
Gidersen, yerine başkası gelir,
Sen miydin âşık Mecnun,
Çölleri aşan o deli rüzgâr?
Sen miydin güzel Leyla,
Gözleri geceyi kıskandıran bahar?
Hayal mi bu, yoksa gerçek mi?
Seni öyle seviyorum ki;
Senin bile bilmediğin sebeplerden dolayı,
Sana dair her şeyde kendimi buluyorum.
Ellerin saçlarını düzeltirken,
Bir anlık bakışına bile tutuluyorum.
Benimkisi deli bir sevda işte,
Gecenin yarısında güneşi beklemek gibi,
Olmayacağını bilip yine de umut etmek,
Hep imkânsızda bir yol aramak gibi.
Sözler yarım, dokunuşlar eksik,
Neydi seni böyle yıkan,
Ne derdin vardı be koca adam?
Gözlerin yorgun, sesin kırık,
Omzunda taşırdın kaç fırtınayı?
Bir sevda mıydı batan güneşle,
O yaşta ölünmez,
Oyun oynanır,
Koşar çocuklar avluda,
Çığlık çığlığa, göğe dokunur,
O yaşta resim çizilir,
Gidiyorsan git artık, lakin acele etme,
İnsanın vedaya bile hakkı var, bil de öyle git.
Bir vakti aynı kalpte harcamışsak seninle,
Son kez yüzüme bak, sus da öyle git.
Madem bu yol dönüşsüz, son durak burası,
Padişah hırkası giymişsiniz,
Kibir kötüdür diyorsunuz.
Altın tahta kurulmuşsunuz,
Hak’tan söz ediyorsunuz.
Kula boyun eğmişsiniz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!