Yaşatarak öğrendik derdi,
Ateşin düştüğü yeri yaktığını,
Göz göre göre tükettik ömrü,
Yangınla yazdık her satırını.
Verilecek hesap var kendimize,
Sustuklarımıza, korkularımıza.
Bir adım atmaya cesaret edemeyip,
Geride bıraktığımız yarınlara.
Verilecek hesap var hayata,
Gözlerin bakarken hiç çekinmeden.
Bir yalan, bir oyun, bir kirli heves,
Vicdanın uyumuş sessiz geceden.
Sana utanmayı öğretmemişler,
Sözlerin zehir gibi savruluyorken.
Sana baktıkça heveslendim,
Çiçek oldum, bahar oldum.
Gözlerinde sevda gördüm,
Aşkın ile yâre doldum.
Çocuk oldum, hayal kurdum,
Yaş doldu, çekildi gözlerine,
biriktirdiği hüzünler usulca aktı içinden.
“Hey,” dedi, “hey gidi gençlik,
nerelere bıraktık o coşkuyu,
o yarım kalmış düşleri?”
sarayda yaşayanla,
hücrede yaşayan bir olur mu hiç?
biri ipek örtüler altında unutur geceyi,
diğeri taş duvarlara kazır her saati,
gözlerinden süzülen yalnızlıkla.
Yokluk içinde savrulur düşlerim,
Gözlerimde titrer kaybolmuş izlerim.
Ne bir ses, ne de bir nefes var artık,
Sessizliğe sarılır tüm sırlarım, gizlerim.
Yokluk bir rüzgar, siler izleri,
Vaktiyle gülen bahtın şimdi hicran olmuştur,
Dün seviyorum diyenler bugün düşman olmuştur.
Bir ömür verdik sanıp, hepsi yalan olmuştur,
Gözümden akan yaşlar, kalbime han olmuştur.
Umudu kırık gönül, serseri rüzgâr gibi,
Elveda deyişin üzse de beni,
yine de taşırım bu yükle seni.
Bir hüzün düşer kalbim belki,
ama yollar açık, mecbur gidene.
Sözlerin içimde yankı bulur,
Hüzünlü çocuklar,
bakmışsın kış bitmiş,
gelmiş bahar…
Ağaçlar tomurcuk tomurcuk,
gökyüzü biraz daha mavi.
Ama sizin gözleriniz hâlâ bulutlu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!