Siyasetin ve egemen çevrelerin, halk üzerinde bilmesinler ilik siyaseti gereği, sağ ve sol düşünce olaylarını, sağ siyasetler özellikle de sol ideolojiyi; toplumsa anlamıyla değil de, halkçı inanma düzeyi olan inançlar ve dini anlamlar üzerinde solu tanımlıyorlardı! Böylece inançlar egemenci düşüncelere kurban ediliyordular.
Bu bir toplumun tarihindeki, en tehlikeli ve en utanmazcasına yapılmış, gerçeğe aykırı bir bilmez vahşi tanımlama idi. Bir solcu, inançlı olabileceği gibi inançsız olabilirdi. Yine bir sağcı da, inançlı olabileceği gibi inançsız da olabilirdi. Bunun ideolojilerle toplumsa bağlamda doğrudan bir ilişkisi yoktu.
Bir sağcı, ‘asla dinsiz olamaz’, bir solcu da, ‘asla dinli’ olamaz, gibi biçimci absürt yaklaşımlar konuyu toplumsal anlama, olamaz. Sağ sol kavramları bugün itibarıyla halkın değil, toplumun ileti kavramıdır. Toplumun kavramları da, dinli dinsiz gibi inançlar üzerinden tanımlanmazdır. Eğer tanımlanıyorsa, o ülkenin halkı cehaletin pençesinde kör döğüşü yapıyordur.
Halk da, toplumdaki laikliğin sosyal hayata getirilerini, getirinin nedenini bilmeden yaşar. Ve yaşayarak tüketir. Pek çok kişi bunun farkında olmayacaktır. Yapının temeli, kendi iradesi dışında, başlangıçta toplumsal hareket olarak belirmişti. Artık bütün yapılanma ve çözüm bu yapıya göre ve bu yapının içinde temellenecekti. Bunun değiştirilmesi, toplumsal yapı olmaktan çıkarılması, mümkün değildi. Toplumun dışında ne halk olur, Ya da evrensel bazda, halklar olabilir, neden bireyler olabiliyor. Ne zorunluluklarınızı bilebiliyorsunuz, ne de özgürleşip doğaya egemen olabiliyorsunuz.
Ve bile, bu toplumsal gerekliliği inançlar dayatıp belirlememişlerdir. İnançlar yapının dahli olmadığından, toplum inanç dışı sebeplerden var bulunduğundan, toplumsal çözüm ve üretimin nedeni de inançlar olamamaktadır. Yani sebebi kendi olmayan inançlar; toplumda çözümde kendisi olamıyordu.
İnsanlık, uzun bir toplumsal evrim süreci ve deneyimden sonra çekilen ıstırap ve acıların akan gözyaşı ve kanların pahasını, ancak köleci düzenin feodal düzene dönüşmesiyledir ki esaslı şekilde, elle tutulur çalışmasını düşünüp çözümlemeye girdiler.
Sevgili azar vurdu
Yetiş anne
İçim kurtlandı
İncinmedim, kesildim, titriyorum
Gel, apar beni buralardan
Anne, ne olur gel!
Bir başka oluyor sevdalı
Umuduna sevindirirsin.
Umuduna yerindirirsin.
Akında karanda
Kırmızında belirirsin.
64
Özleminde ıstırap üflenen, dayanılır kılan, neydir.
Sevgili; batan da, doğanla, aynı şeydir.
Seni özlüyorum
Gönlümde sözlüyorum
Durup durup, el şafakta
Grubu gözlüyorum.
Şafağını dürsem
Halk yaşamını ilk elemeyi; kendi alışmasının güvenli oluşu algılarından çıkarırdı. Böylelikle de alışkanlıkları, belli tepki ile belli tavrı alıyorsa, bu o insana; neden sonuç ilişkisinin değişmez oluşu gibi yansıyordu. Böylece kendisinin tekrar edilir edimlerine, kendisinin bir güven duyma şartlanması idi. Belli ilişkilenişler karşısında, belli davranışları gösterme rahatlığıydı bu. Kendisine güven veren, doğru bildiği bu formellerini kurallaştırdı. Bunları düstursal bir saygılaşmayla ve tekrar eden, gelenek görenek, inanç gibi davranışları; pekiştirip, kutsala dönüştürdüler. İnançlar kanıların yanı sıra bir temel noktayı da böylece taşır ve sarmalanır oldu. Toplumun işleyişi inançlarla bire bir ifade edilir olacaktı ilk başlarda. Yani toplumun işleyişi önce inançlaşacaktı. Bu nesnelliğin öğrenilen ilkesel ilişki inançlaşmasıyla fantezilerin yumaklanması idi.
Halkın devinim alanı bir takım ufak ufak adımların, tekrar eden söz ve eylemleri, yinelenip figürsel somutlandılar. Bu yinelenir figürler totem eksenli mana algısıyla sembollerle izafeliğe yapılaştılar. O çekimlendikleri totem etrafında figürsel tavaf (dönme) ettiler. Saygılaştıkları totemin; bir semboliği ve yine totemin adını taşır olmak; kurallarını bilip, benimsemek, hem grubun adı hem kişinin ortak adı idi. Bu kuralları sürdürmek, halkın aidiyet kimliğidir. Kişi kimliği o dönemlerin pek ayırdın da olduğu bir önemlilik değildi. Grup etnik yapı aitliği Ya da totem halkı, grup aidiyet kimliği önemli idi. Karabaşlar halkı; deve adamlar, ya da öküz adamlar ülkesi gibi. Bu kişileri veya o halkı ya da, o etnitiseleri, bir topluluğun aidi yapıyordu. Bu hal, kişileri, bir grup üyesi veya cemaat üyesi veya grup ve cemaatin aidi olmalarını; taammüden meşru kılıyordu.
İnsan egosu gereği, haz ve elem duygularının doyurulmasına yönelir. Bu nedenle insanlar yaptığı her davranışların; olumlu olumsuz, mutlaka bir karşılığının olduğunu öğrenmiştiler. Çünkü etki eşittir tepki idi. Bu etkiye karşı tepkilerinin, ritüelleşen sembolik davranışlarının da bir karşılığı olmalıydı. Bunlar, o gruba kabul edilirliğini onaylayan, o grubun aidiyeti olma bilincidir. Bu iç algının, dışında belirip somutlanması ve yine kendisinin bu belirimle çekimlenmesidir.
Yaşamın telaşına bürünmüş.
Yaşam çizgileri;
Kırışık, dikine enine,
Buruşuk buruş,
Karmaşıkça, gülerken bile
Bellisine
Cehennem kaçkını,
Seyyal, saydam safi zar.
İz yapmadı açkını,
Zardı delişmen, devingen,
Süreci kendiydi!




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...