Bu çalışma, bir grubun bilimsel içerikli, paylaşım yazısına, cevap yazacakken, ortaya çıkan uzun bir analiz çözümleme oldu. Yazıma şöyle başlamıştım
...
Artık masalları ve bunların çokluğunu, banal dilekleri paylaşır olmaktan, gına gelmişti. Her aklına esenin, bir şeyleri paylaşım diye değil; seyrekliklerin, sindirilir olur değerlerin paylaşımı olmalı.
Bu magazinsel pörsümüşlüklerin dik alası her yerde bol bol var. Artık insanlarımız sonuç alamadığı ve asla alamayacağı, inancı tartışma yerine, dezenformasyonlarla şaşkınlaşmak yerine; araştırmaları, teorileri, bilimsel sonuçları okumayı da, öğrenip, tartışır olmalı.
16]Bu sıfır noktası; halk için, özne için yeni durumun bir öncesidir. Özne yeni olanları bu sıfır durumları ile kıyaslar, refere ederler. Buradaki bir sapma, tehdit algısı olarak algılanır ve alışmadaki sapmanın tedirginliği, öncelikle refleks tepki olarak ortaya konulur. Sonra bilinçli tepkinin, karşı konuluşu olur, önlem cevapları belirlerler.
Örneğin; yalnız bir orman gezintsinde iken tedirgin olan kimi kaygılaşmalarınıza, bir süre sonra kuş cıvıltıları eşlik edecektir. Bu cıvıltılar sizi, vahşi ortamda bulunur oluşunuzdan uzaklaştırarak, ortama alışmanızı sağlayacaktır. Yine sokağın gürültüsü ve kalabalığı sizi, sıradan bir alışma ile tutumlaştırır. Burada hiç dikkat çekecek bir şey yoktur.
Bu olağan durumun rahatlığı ile rutin tavırsal eylemlerinizi sürdürürsünüz. Bir süre sonra, alışmalarınız sizde; kalabalığın ve kuş cıvıldaşmaların farkına bile varılmayışınız sizde bir sıfır nokta olma durumunu yaratır. Ancak bu ortalama sesteki, ya da; ortalama kalabalıktaki, bir artış ya da azalma, hemen bir dikkat çekilmesi olarakta, kendisini bireye dayatır.
Şimşeklerini üzerimden kovsam
Yıldırımların var.
Bulutların hiç umut habercisi değil
Nemlendirmesinden mada
Üşümelerime denk.
Yakalı fiyakalı sani
Şimdisiyle kani
Kendine ağyarı mani
Piri semevat
Oluru semahat
Dönerle lavamat
Bunların adım adım birikmeleri ve tek tek girişen ilişkileşmeleri; günün birinde, bu gelişme ve girişmeleri, hepsinin de bir arada olduğu, süredurum ilişkileşme girişmesi olacağı da kaçınılmazdır. İsa dönemine gelindiğin de, bunların en vahşi dönemlerinin çoktan oluşmuş şekilde sürer olduğu ve de diğer yandan da artık yeni bir devrimci değişmelere (feodalizme) yüz tuttuğu görülecekti. Bunların bir arada girişmesi, çatışmalarla ortalama bir değerde dengeye gelecektir. Ki çatışma ve kavgalar önlene bilsin idi. Artık köleler merhametle(!) öldürülmeyecekti.
Ama köleler de (mülksüzler de) aç kalmamalıydı. Mülkten, mülkü olmayanlara (kölelere) sadaka ve zekât vererek bunların yaşamalarına da acınmalıydı. Köleler, merhametle yaşar olsunlaydı ki, hem köle olarak artık ürün üretebil sinlerdi. Hem de, talan ve kin gibi öççü duygu oluşmaları sönümletilmeli idi. Gösterilen bunca merhamete karşın, bunlar da, eşek değillerdi ya(!) nankör olmamalıydılar. Veli nimetlerine daima saygılı olmalıydılar. Bükemedikleri eli öpmeliydiler. Sanki el bükmek gibi bir zorunlulukları varmış gibi!
Yani çember üzerinde başlangıç ve son aynı yerdir. Bu yüzden başlangıç ile son karıştırılır. Doğanın işleyişinde adaletçi olmak gibi bir zorunluluk ve lüks yoktur. Mülk bir nedense, adalet bir sonuçtur. Bu adalet anlayışı doğal bir işleyiş olmayıp, insansal etkimeli bir eylemselliktir. Adalet toplumsal olanın doğal bir parçasıdır. Ve daima öznel sübjektiviteleri içerecektirler. Süreç başladıktan sonrada sonuçlar neden gibi davranıp bazen mülkü belirleyeceklerdir.
Yukarıdaki “”irade özgürlüğü”” dediğimiz şey, aslında nesnel iç dış nedeni bilmek eylemi olurluktan başka bir şey değil. Yani doğa yasalarını bilerek, doğanın üzerinde yasalarını yürütmek, irade özgürlüğüdür. Aksi halde irade, soyut subjektif karar vererek, keyfi yaparlık asla olamaz. Ve mümkün de değildir. Ne anlama geldiği belli olmayan, idealist söylem hiç değildir. İnsanların ihtiyaçları artar, ihtiyaçları arttıkça üretim güçleri de gelişir. Ya da şöyle söylerim üretim geliştirildikçe insanın ihtiyacı haline getirirdir. Böylece insanın yasallıkları bilirliği de, artar. Yani insan özgürlüğüyle, yasalara egemen olup, yaşamını kolaylar oluşu da, artar. Özgürlük, kendisi bir ihtiyaç olan çalışma ile başlar. Bu kesinlikle unutulmasın. Çalışmadan, zorunlulukların bilincine varıp onu kurgulamadan özgür olunamaz
Özgür olanın özellikleri, olan özgürlük, insanın toplum ve doğa karşısındaki ilişkilerini tutumlaşmaktır.
Özgürlüğe değişik anlamlar vermenin, soyut, ipe sapa gelmez kafa yormaların birde; 4. bölümde belirttiğim gibi; Ispartalılar, Cermenler gibi uluslar, silahlanmayı özgürlük saymışlar, silahlanarak zor kullanmayı, hak bilmişlerdi! Bizdeki başörtüsünü toplumsal özgürlük ve talepsel bir hak bilindiği gibi. Çar Deli Petro, Ruslar' dan dan sakallarını kesmelerini ister. Ruslar uzun süre “”sakal bırakmayı özgürlük”” saydıklarından! Çara direnmişler ve bu haklarından, bu özgürlüklerinden vaz geçmeyeceklerini öne sürmüşlerdir!
Hani olur ya bazen
Ziyandan umulur karken
Hayat siyasasında o varken
Esame olmayıpta
Ana rahmine düşenler
Hep cari ve yürürde icraat
Dünya daha devrimlerini tutuşmadan
İç yangınlarını yaşıyordu Fesulda.
Her bir yangın, her bir gayrette
Lakin liderini çıkarmadan devrimi
Karşı güçle, hükümet yanlıları arasında
Gölgeleri şekil sayıp
Kalır kendimizle kayıp
Ne fal taşır, ne muskayla
Tutulmasaydı had ile
Kıyaslanacak bir ayıp




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...