Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Bir süreklilik içinde yağacak olana da; kesilecek olana da Ali’nin değil de Veli’nin duası denk gelecektir. Veli’nin duası yağacak olana denk gelmişse; Ali’nin duası da yağmayacak olana denk gelmedir. Her ikisi de istenir bir durum ve duadır. Yağanla barajda su tutacaksanız Veli’nin duası aranır. Yok, eğer yağanla tufan olup ölümler oluyorsa; Ali’nin duası aranır.

Ya da bu kesikli sürekli akış içinde Ayşe’nin, Ali’nin, Zeynep’ in duaları da olmakla binlerce kişinin duası istenen duruma denk gelmeyip te sadece Hasan’ın duası istenene sürece denk gelmişse; Hasanın içinde olduğu eşzamanlı süre içinde dua eden diğerlerin grup duası da denk gelecektir. Yani siz dua ederken çevrenizde eş zamanlı olukla birbirinden habersiz diğer dua edenlerin de olacağını unutmayınız.

Şimdi sormak lazım kabul olunan ya da ret olunan dua hanginizin duasıdır? Denk gelmek esassa, yağışa ya da yağışsızlığa denk gelecek olanların kimliği ya da ne oluşu yağışın ya da yağışsızlığın umurunda mı? Çünkü dua yağışın ya da yağışsızlığın iç ya da dış nedeni değildir. Yağışın ani bir rüzgârla karşılaşmaması veya karşılaşması yağışın ya da yağışsızlığın dış nedeni iken dua denk gelmesi yağışın veya yağışsız oluşun hiçbir şeydir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu mantık biçimsel (düz, kısa devre) mantıktı. Bu nedenle çözüm ürettiği çözüm verimsizdi. Ve tarih boyunca da ürettiği çözümler pansuman tedavi olmuştu. Gözbağı içindekiler mülkü olanların mülkünü sürdürür olabilmelerinin her zaman bir kaynak sorunu olacağını hiç düşünmezler. Olup biteni, olup biten süreçlerle bağıntılı kılmazlar. Kaynağın da sürekli kendisini yenilemekle, kendisini üreten kamu ortaklık gücü (çevrimi) olduğunu bilmez.

Bir ırmağın kaynaklardan çıkan birçok su gözleri ile beslenip; büyüyüp te devamlı akış olmasındaki ana nedenin aynısı; ihtiyacı olmayanın da (!) zorunlu olukla ihtiyacı olmaz duruma, bir kaynak beslenmesi yapma gerekliliği hep vardır. Bu kaynak ta kişi emek gücü ile toplumun ortak emek gücü ve toplumun ortak sahiplikleridir. Bunlar ihtiyacı olmaz denen kimliklerin emrine amade kılınmakla bunların her an bu kişilerin eli altında çevrime sokulmasıdırlar.

Mal mülk sahibi kişi yarın o köle kişiyi yine çalıştırmak zorundaysa ve efendi o kişiye ürettirecekse ki mutlaka öyle olacaktır. Efendi yoksul kişinin üzerinde tepinse de; efendi kendi sahipliğinin sürdürülür olma kaynak beslenin çevrimleri için köle emeğine gereksinimledir. Bu nedenle az çok efendi kölenin karnını doyuracaktır. Bu karın doyurma işi iyilik ya da lütuf değildir. Makinaya yakıt koyma gibidir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

“Sen de hem kendin için, hem de benim için; benim sana harcadığım zaman içinde, benim sana harcadığım zamana eş zamanlı olukla; benim ve kendin için, uçak yapımında çalışacaksın” demiştir. Görüyorsunuz ki bir uçağın yapımında harcadığınız emek kendi doymanız kadarı olandan çok daha fazlası olmasıyla, başka kişilerin (size somun, kundura, vs. tedarik etme hakları) sahipliğidir.

Aynı şekilde siz de tüm somun üretimine harcanan emeğin sahibi değilsiniz. Çünkü somun üretimine harcanan emeğin büyük bir kısmını siz sözleşen bağ enerjisi üzerinde uçak yapımına; kundura yapımı için; demir işlemeciliği için; dokuma kumaşa pay vs. transfer etmekle tüm somun üretimi üzerindeki sahiplik hakkınız kalkmıştır. Bu nedenle hiçbir yatırımcı, kendi sektör üretiminin sahibi olamaz (üretim nesnesinin tümünü kendi için üretmez). Üstelik birçok iş birçok farklı nitelikli işlerin bileşimi olmakla, birçok farklı uzmanlığı gerektirir. Bu nedenle ürettiğiniz şeyin, hem sahibisiniz hem değilsiniz.

Toplumsal gücü oluşan toplumsal bağ enerjisine göre; üretilen toplumsal bağ enerjili güç karşısındaki kişisi eyleminiz, şöyledir. Üretilen ürüne sizler toplumsal bap enerjili gerekle katılım yaparsınız. Bu katılım içinde emeğiniz o üründe ayrışmaz. Çünkü başka emeklere in kullanımı için üretmişsinizdir.

Devamını Oku
Bayram Kaya


Artık ön ittifaka karşı ve ön ittifaklı çekim merkezi eksenli ana sürecin zıttı olmakla yeni oluşan köleci kurallar, köleci eğitim ve köleci gelenekler geçerliydi. Kutsal oluşla öğrenilir; saygınlık içinde bellenen bu tür kural, gelenek bütünü olan ahkâmlardı. Sorgusuz sualsiz itaat edilen biat koşullarıydı. Malı mülkü olup ta, kendisine malca mülkçe dengi benzeri olmayanın hükmüydü bu.

Eş deyişle ortağı olmayan mülki iradenin buyruklarıydı bu biat imanlı (akitli), eylemli işler. Köleci olan bu ilk kurallardan birisi o ortam içinde mal mülk sahibini tanımaktı. İrade oluşla tanımaktı. Emsalsiz oluşla tanımaktı. Ortağı olmamakla tanımaktı.

Biliyorsunuz ortak tanımazlık hassasiyeti, köleci yapının ortaklaşan bir sistem içinde köleci kişisel mal mülk sahipliğine gelinmiş olmaya yergi ve refleksti. Hala kişilerde eskinin ortak üretimli ortak tüketim yapar olmalarına olan eğilimlere tepki oluşla vurgulanıp, sürecin geçmişe tepkisel bir geri bağlanım yamasıydı. İlk ortam mal mülk sahibi efendi dediğimiz sahip kişiden ve maldan mülkten yoksun olup efendi (sahip) kişinin sultasına boyun eğen veya eğdirilen (köle olan) kişilerden oluşuyordu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Konuyu uzatmak istemiyorum. Daha detaylara girmeyeceğim. Bir paranın (maaşın) içinde üç kuruşu çıkarmakla elbette para kullanım olmaya devam eder. Böylesi bir bakışla biz yanılırız. Üretim nesnesi olmayan paranın kendine has bir üretim dışı özelliği olduğunu bilmiyoruz demektir. Paranın bir üretim gücü olmadığını bilmiyoruz demektir.

Paranın değiştirme aracı olduğunu bilmemekle; paranın bir üretim gücü ve üretim nesnesi olmadığını bilmemekle; konuşuyoruzdur. Değiştirme aracının bambaşka yansıma verişi vardır. Ama bu üreten ilişki değildir. Emek gücü olan ürünün daha somut, girişen bağ enerjili yansıma verişinin farkında bile değiliz demektir. Daha baştan üretim olanla, üretim olmayanı (parayı) bilmiyoruz demektir.

Üretilmekle (toplumsal güce dayalı toplumsal bağ enerjili) olan bir ürünün, başka bir ürünle değişilen bir DEĞİŞTİRME DEĞERİ vardır. Oysa para, değiştirme değeri değildir. Para fiyat ortaya kor. Fiyatın da inşa olan üretimle alakası yoktur. Fiyatın toplumsal güçle, toplumsal bağ enerjisiyle hiçbir alakası yoktur. Fiyat tamamen sübjektif değerler üzerinde kâr ve sömürü ağı fiyatlamasıdır. İnşanın temeli içinde ne kâr vardır. Ne zarar vardır. Fiyat; rant, kâr gibi birçok sömürü süreçlerini ortaya koyar. Bu nedenle biz; değiştirme değeri ile fiyatın farkını ve serüvenini bilmiyoruz demektir vs.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Habil, Kabil hem totem sahipli totem kardeşliği; hem de ilah sahipliği üzerinde ilahi (ilanen) kardeşliği olan melezlerdi. Totem sahipli ve totem kardeşlik; sürü yaşamdan kopup inşa olan bir parça oluştu. İlahi sahiplik ve ilahi kardeşlik te totem sentezli birleşen ittifakı yapıların, ilah adı altında tekel (tevhit) olmalarıdır.

İlahi tekillik, totem aitliklerden oluşuyordu. İttifak içindeki her bir totem aitlik, ilah aitliği oluşla kümelendi. Totem aitlikler (sahiplikler) neden ilahi sahiplikler olmuştu? Çünkü totemi sahiplik dışa kapalıydı. Totem dış teması ve ittifakları öngörmezdi. Bu nedenle dış teması ve ittifakları ön gören bir iradi karar alan yapı; totem yasaya aykırı oluşla; ilahi yapıya dönüşmüştü. İlahi süreç bu tarihi izi taşır.

İlk mal edinme girişmesi de El süreçleriyle ortaya konmuştu. Ortaklığın olan üretilen mal mülke kimse burası benim demeyi aklına getiremiyordu. Gün geldi kamuya ait olan süreç yansımaları kişiye ait olan süreç yansımalarına dönüştü. Yani tekel olan genellik, parça olan özel süreçlere dönüştü. Yani tevhidi olgunlaşmasını tamamlayan tekelci ilahi olan genel yapı, parçalanma süreçlerine girip, özel yapı oldu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Alan fiziki bir tanımlamadır. Çok kaba bir biçimle yüzey gerilimidir. İki boyutun üçüncü boyuta evrilmesiyle alan hacim ilişkisi ortaya çıkmıştır.

Atomlar üç boyutun ortaya koyduğu bir alan hacim bağıntısı olmakla, kimyasal bağıntının da ortaya çıkmasının nedenidirler.

Sonuçta alan hacim gibi kavramlar enerjinin kılıktan kılığa dönüşmesidirler. Kolektif yapının temelini kavramadan kolektif yapı hakkında bilgi sahibi olmadan; ağzı olan konuşuyor veya Allah rızası için konuşuyor bağlamıyla fikir sahibi olmak, bom boş bir bilişse davranıştır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kolektif alanın üretim gücü sistemin öznelerinin ve sistemin kendisi için tükettiğinden fazlasını üretir olmakla kolektif sistem birikimlidir. Kolektif birikimli depo enerji nedenle kolektif bir yapı çevrimli ve sürdürülebilir olmaktadır. Buna sistemim “sürdürülebilirlik enerjisi” diyoruz.

Demek ki kişi davranışı kolektif depo enerjiden karşıladığı maliyetle enerjiyi yokuş yukarı yapmaktadır. Bir alan iniş ve çıkış yönüyle polarmalıdır. Yani bir alan en az iki kutuplu ve farklı gerilimlerledir. İniş aşağı olan yön düşük potansiyelli bir gerilim kutbu iken, tırmanma eğimi, yükselen gerilim kutbudur.

Kolektif alanın çevresi gibi düşük gerilimle, kolektif alanın çekim merkezi gibi yüksek gerilimlidir. İki polarma (kutup) alanı arasındaki akış, "kolektif direnç ve öznel direnç ile kontrol edilir. İki kutup arası polarma gerilimi taşıyıcı dalgadır. Kolektif sistemin bu taşıyıcı dalga üzerine modülasyon alanı olması sistemin öznel kontrol edilirliğidir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Mülkün sahibi tanımlı El mana anlayışı tamamen yalan üzerine kuruluydu. Köleci El anlayışı nereden ileri geliyordu? Kolektif alan içinde kolektif işleyişin servet birikimine göz dikmiş kişisi tutkulardan ileri geliyordu.

Kimi bencil kişiler kendi bencilliklerinin peşinde gitmek için mülkün sahibi söylemini kurgulamıştılar. Aklı içinde "mülkün sahibi" tasımına alanı açan, fakat mülkün sahibi türü bir mana anlayışını da ortaya koymayan kişiler de bu tür mana anlayışına hayli yakın kişilerdi.

El mana anlayışı içi ve açılımı kodlanmış (şifrelenmiş) mülkün sahibi söylemindeki bencilce düşünme ve bencil eylemli iştahtan ileri geliyordu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kolektif bilinç içinde ilk tuzak mülkün sahibi söyleminde gizlenmişti. Kolektif alanı mana alana çevirmek için “mülkün sahibi” söylemi icat edilmişti. Mülkün sahibi söylemi kolektif alana karşı ve kolektif alan kişilerine karşı kurulmuş tuzaktı. Bilge Enki kurnazlığıydı.

Mülkün sahibi söylemi; “Sizin sahibiniz de El demek" anlamına bir söylemdi. El’ in ilk taayyün ediş söylemi içinde El kolektif ortamın öznelerine “yerin ve göğün sahibi olanım” diyordu.

El 'in, sahibi olduğunu söylediği Yer ve Gök sözcükleri kolektif alanın kolektif özneleriydi. El bu sözü söylerken kolektif alanın hiç farkında değilmiş gibi söylüyordu. Kolektif alanı görmezden gelişle söylüyordu. Kolektif alanı muhatap almazmış gibi söylüyordu. Aslında görmezden geldiği "şey" görür olduğudur. El 'in hitabı görür olduğu şeye göre zıt söylemdi. Kolektif alanın zıt yüzüydü.

Devamını Oku