“Her şey El’in dilemesiyle olur” söylemi; kolektif bilinci ve kolektif emeği ve üreten ilişkiyi de El’in bu söylemi içinde El’in malı, mülkü yapmıştı. Her şey El’in dilemesi olukla; El’in malı mülkü oldu. Kişi de iyi bir kul olukla “senin olan senin, benim olan da senin” diyen biatle bu teslimiyetini gösterecekti.
El’in; Ali, İbrahim olukla söylemi aslında; sistemin geri bağlanım referansına atıf etmekti. Yani bu tarz söylemler geri bağlanımla günümüzdeki sürecin de hafızasıydı. Üreten ön ittifakı sürecin vicdanıydı. Hem meşruiyetti. Hem alkış alırdı. Hem sizi söz söyleyen yapardı. Hem de bu tarz geri bağlanımla akıl ve hafızaya hitap eden Ali tarzı sözler sizi sözü dinlenir yapardı. Yönetime gelmenizin meşruiyeti olan bir durumdu.
Geçmiş bilince atıf yapmak demek, ittifak içindeki grup emeği olan totem mesleklerine atıftı. Bu atıfla El, gruplara diyordu ki “benim olan benim”; “sizin olan da sizindir”.
El mana anlayışı geçiş dönemi başında ve içinde, bir yerde İnanna ise; mülk iktisabı olan kişi İnanna adamıydı. Köleler de, İnanna’ya bağlı kölelerdi. Ya da mal mülk sahipleri Dumuzi veya Gılgamış olan El’in adamı, ya da kuluydu. Bir zamanlar anonim oluşun ön ittifak temsilcisi olan İnanna ve Dumuzi’ler şimdi de bay erki durumundaki Nemrut’ların İnanna ve dumuzi’leriydiler.
Roller değişmiş eski bağ dokulu devinme içindeki mana anlayışı (yazılım) değişmişti. Kolektif olanı ortaya çıkaran mana gücü şimdi özel mülkiyetli zihniyeti üretip meşru ediyordu. Yeni mana anlayışlı inana ve Dumuzi tipi El anlayışları özel mal mülk sahipliğinin ittifak sentezi içindeydiler. Bu yepyeni ufuk inşasıyla oligarşinin temsilcileri de olacaktılar. Bu oligarşi içinde silinip gidecek olan İnanna ve Dumuzi’ler Lu gal El Lu gal olacaktılar.
Anonim olana göre, limitet olan ikinci İnanna ve Dumuzi tipi; önce mutlak bay erki olacaktı. Sonra da meşruti bir oligarşi oluşmasının temsilcisi olacaklardı. Süt emziren, kolektif ligi ortaya koyan malı ve mülkü olamamakla; mal, mülk sahibi rızk veren El karşısında silinecektiler. Süreç mutlak (bay erki) ve meşruti (oligarşi-takım erki) olanlar arasında keçeci mengenesi gibi bir süreliğine gidip gelecekti.
Süreç bu haliyle El süreci anlayışı haline gelecekti. El, El Şadday dağı sahibi olmakla eylemli olup asıl niyetini söyleyecekti. Asıl niyet, kolektifin olan her tür zenginlik kaynağını El mana düşüncesini adı altında, El adamı olma üzerinde özel mülk sahipliğine çevirmekti. Kolektif zenginliğinin içinde insan emeği ve insan bilinci de vardı.
Böylece ortam, kimi kişiler üzerine rızk, nasip ad edilen mal mülk sahibi olmanın egemenliği haline getirilmişti. Süreç kimi kişilerin mal, mülk sahipliği üzerinde hegemonyacı oluşun eksen çekimin; çevrimi edilmişti. Bu nedenle El'in sahipliği olan Şadday dağı ve çevresi gibi bir malı, mülkü El; istediği kişiye güya vaat edilen olukla verilecekti. El mülkü, El adamı olan Awram'ın olduktan bir hayli sonra El mana düşüncesindeki somutun ne olduğu ortaya çıkacaktı.
El mana düşünceli, El inanıcısı kişiler; tam El malını, El'in mülkünü sayıp söylemeye alışmışlarken; bir de bakmışız ki, El'in dediğimiz de El’in olan mülk te kişilerin malı mülkü olmuştu. Anonim olan mal mülk iyeliği El anlayışlı mana şahsında; kişi sel vaatli tasarruflara dönüştü. Böylece süreç; iyeliği olan kişi takdirli, kişi sahipli, mutlak egemen oluştu. Bu yolla köleleri de olan bay erki dediğimiz (monark dediğimiz) mülk sahipliğine dönüşmüştü.
İlk başlarda ittifakın içi, bir kaç gruptu. Bu ittifakın bir kaç grup kültürüydü. Bu bir kaç grubun ayrı ayrı yapageldikleri bir kaç iş ve oluşlardı. İttifak sentezi, alkolün şişede durduğu gibi durmayacaktı. Alkolün şişede çıkıp kişilere geçişmiş hali gibi sentez de gruplara ve kişilere geçişen bir etkimeler olacaktı. İleri süreçlerde sentez geçişen bu etkileriyle sadece bir grubunda yapabildiği bir kaç iş ve oluş ta olacaktı. Bununla birlikte sentezin kültürü, sentezdeki totem meslekler; adeta bir kişinin kültürü ve bir kişinin mesleği gibi oluşla; sentezi süreç gruplarda ve bir kişide entegre olup, tek kişi davranışına dönecekti.
Demek ki; El ve kul olan bireyler; ittifakı anonim çokluğun bir arada oluşunu; kendi tekil bünyesinde özümseyecekti. Entegre edeceklerdi. Böylece ne ittifak öncesindeki; ne ittifak içindeki ne ittifak sonlarına doğru olan süreçlerdeki kişiler aynı kişinin yetenekler bilinci değildi. Ön ittifak öncesinde olmayan sosyo toplumsa kültüre sahiptiler. Kısacası totem dönemde ön ittifak bilinci yoktu.
İttifak öncesinde olmayan ilahi (ittifakı) tekliği, kişiler kendi şahsında mündemiç edebilmiş değildi. Oysa ittifakı ya da ilahi çokluk; kişilerine ittifakı ve ilahi sentez bilincini ve yeteneğini aktardı. Böylece kişiler, bir ittifak içinde; nerdeyse bağımsız ve tek başına davranabilir durum eşiği içine geldiler
Sizin varlığınızdan ve sizin iradi bilincinizden bağımsız oluşuyla size ve içinde olduğunuz yapınıza, dış bir etkime vardı. Bu nedenle yapı ilişkilerini, değişen ve değiştiren nesneli zorunlu süreç girişmelerini; totemi sosyal yapılı, sosyal kültürle anlatmanız da pek olası değildir.
Değişeni, değiştireni; totemi kültürle açıklamanız olası olsa bile; süreklilik ve değişmeler arz eden süreç içinin uzun erimiyle olup bitenler dahi totem kültürle olur izahı içinde anlaşılır değildi. Çünkü uzun erimde; anlaşılır olan da, anlaşılmaz oluyordu. İttifak içindeki doğumların, totem yapı içindeki doğumlarla izah edilememesi gibi. Totem yapı içindeki tekil totemi mananın; ilahi dönem içinde çoklu ilah iradesine dönüşmesine, izah olamaması gibiydi.
Bilinenle bilinmeyen, hem açıklanıyordu. Hem açıklanamıyordu. Bilinenle bilinmeyeni açıklayan kirşof, ya da Pastör gibi ilerlemeci olanlardı. Biri elektrik düzenlenin süreçlerini bulurken bir diğeri de bizi hasta edenlerin görünmez canlı beslenirler olduğunu izah ediyordu. Bilinenle bilinmeyeni açıklayamaz olanlar ya da sınıf ve tarih bilinci olmamakla El’e hizmet edip El’den beslek, Lümpen sokak yobazı da; bunu şeytan işi olmakla söylüyordu.
Yine El, kendi takdiri olan mal, mülk sahipliği ve maldan mülkten yoksunluk yüzünde “yeryüzünde fesat çıkarıp, bozgunculuk yapmayacaksın” diyendi. Bu tür sahiplik söylemli ve sahiplik eylemli köleci ahdi, ahdi anlaşmaya uymamak, sayıyordu. Ahdi bozma sayıyordu. Ahdi bozmaya da ilk kez hem bu dünya da hem ahirette olmak üzere iki tür ceza geliyordu.
Köleci sistemle birlikte; ön ittifaka ait malların, mülklerin çeşitli kandırışa olan hile ve desiseler yoluyla bunların ele geçirilmesi vardı. Ele geçirilenler; kişisi mal mülk sahipliğini ve maldan mülkten yoksunluk oluşu ortaya koyması yüzünden; yani mal-mülk edinme ve mal mülk edinememe yüzünden ilk mal kavgası başlatmıştı. Kişisi mal-mülk edinmeler yüzünden çıkacak olan bu kavga, ilk kan dökülmesinin de cinayeti olacaktı.
Artık insan, insan olmaktan çıkmıştı. Kul-köle olmuştu. Bu geçişe izafeten “İnsan başıboş değil” denecekti. Çünkü çalışacak sahipli bir maldı insan. İnsan kuldu. Bu kulluğa seslenişle kuldu. Kul olma nedeniyle kulluk ödevli sorumluluk söyleniyordu. İttifak insanı tanımı üzerindeki o berraklık kalkmıştı. Yerine neye göre köle olduğu; nasıl ve neye göre sahiplenilen bir mal olduğu meçhuldü. Nasıl ve neye göre kişiler, ne kadar mala sahip olduğu bilinmez bir belirsizlik içinde köleci anlayışın içine düşmüştü.
Zaten yalıtıma bir tekil totem söylemli yapı içinde çıkıp gelen yalın bir anlayış; çoklu karmaşık söylemli ittifak dili içinde de anlaşılır bir şey olmayacaktı. Bu nedenle ittifakın içindeki çoklu dil ittifakın öğrendiği sağlayışlar dili olmakla, ittifakı dil; ittifakı çokluk içinde tekilleşecekti. Tekil söylenecektir.
İşte "ben halife yaratacağım" söylemli söz; çoklu kült kararı olan ittifakın içine sanki her bir ittifak temsilcisinin kendi kararı gibi tekil türle ağızdan söylenecekti. Köleci döneme aktarılan "Ben halife yaratacağım" sözüne karşılık El mantığı içinde de bu söze; "yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp kan dökecek olanı mı?" diyen bir karşılık verme işi, tanınan, bilinen yaşamın akışına göre söylenir. Ancak köleci yaşamın akışından ilham olan deneyim içinde edinilecek olan bu algı söylem; ilk söylenen söze göre (halife yaratacağım sözüne göre) oluşturup düzenlenmiş bir sözdür.
Köleci sistem geçmişini de geçmişte ortaklaşmalarının olduğunun da bilinmesini istemez. Bu nedenle geçmişe dek söylemleri yamultulur. Ön ittifaklı sentezin hemcins ürünlerimize ben halife yaratacağım demesine karşı köleci sisteminde; "yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp kan dökecek olanı mı? Denmesi manidardır.
Bu söylem; Newton’u, Galileo’yu, Kepler’i vs. olur söylemli oluşun özel bağıntısını bilmeden; rölativite kuramını söylemek gibi bir şeydir bu. Yani nasıl Newton’u, Galileo’ca vs. olur süreci bilmeden özel bağıntılılık teorisini, kuantum teorisini söyleyemezseniz; köleci sistemin mal sahipliğini ve maldan mülkten yoksunluğuna bağlı süreçleri bilmeden de kan dökücü oluşu bilemezdiniz.
Özel malı mülk olunmayan ön ittifaklı bir dönem içinde sanki özel malı mülkü ve özel mal mülk kavgalarının olacağına dek özel mülkiyetçi süreç olaylarını bilmek; ön ittifak için böylesi absürtlüktür.
Vukuu bulan bu Zenç hareketi odaklı ayaklanmaların ilki MS. 685’te başlayan ayaklanmalardı. Hele de MS ’ki 844- 883 te ki genel adıyla “zenç köle ayaklanmasıydı”. Bizler Spartaküs ayaklanmasına kitap ve filmleriyle az çok vakıfız. Bu vakıflığa izafeten Zenç ayaklanmasının büyüklüğünü buna karşı bilinmez oluşunu belirtmek için bu kıyaslamayı veriyorum.
Değilse her iki ayaklanma kendi şartları içinde insanlık onuru, sahiplik bilincinin insanlık ve tarih bilinci üzerinde şahlanmasıdırlar. Zenç ayaklanması adeta Spartaküs’e taş çıkarır denli bir kalibreyle sahipliği olmakla, sarsıntı dalgası 7,4 şiddetindeki sarsıntıya denkti. Üç yüz bin den fazla köle hırsı ile beş yüz bin aralığında kölelerin katıldığı bir isyandır.
Oysa bundan bin sene sonra Osmanlı Plevne Savaşında ancak 30 bin kişiydi. Spartaküs ayaklanması üç yıl kadar sürmüştü. Buna karşın Zenç ayaklanmaları yüzyıllar içinde dalga-dalga olmakla süreklisi olup Osmanlı Celali ayaklanmaları gibi geniş zamana yayılmış devamlılıktı. En sonuncusu kırk yıl kadar sürmüştü.
İttifakı süreç grup üzerindeki ittifakı inşayı, giderek kolektif limitet anonim lige çevirmişti. Gruplar ittifak içine kuramsal olukla bir tek olan kendi grup hünerli, grup emekleri olan grup mesleği bir tek totem mesleğiyle geldiler. İlk totem meslekli inşa grup emeğini ve grup üreten ilişkisini zorunlu kılıp inşanın temeline koyuyordu. Geçmişi değişme dönüşme bağıntıları içinde geleceğin şimdisi eylemişti.
İnşanın temeli zorunlu totem grup meslekli, gruplar emeği üzerine sentezle üreten ilişkiydi. Bu geri bağlanım yasasıydı. İlerdeki süreçlerde olan her hangi bir eğrilik bu geri bağlanım yasası olan emek ve sentezine göre düzeltilecekti. Finansmancı, girişimci diye bir doğrultma referansı yoktu. Açlık dürtüsü size ürettiriyor, Emek gücünüz de üretiminize finansman oluyordu. Anonim oluş ittifaklar içindedir. Grup emekleri birbirine karşılıklı denklik olmasıyla inşacı bir entegrasyondu.
Demek ki inşanın ittifaklı olan ikinci aşaması içinde her bir grup tüzeli olukla tekil bir kişiydi. Bu tekil görünüm içinde grup emeği bir kişi emeği gibi görülüyordu. Karşı grupla tüzeli olanlar emeği de yine kişi emeğine denk bir emek gibi değerlenirdi. Kişiler (gruplar) farklı kullanım değeri üretmenin ittifak bağıntısıydı. Yani grup önce sağlatma yapmanın, sonra üretmenin bağıntısıydı. İttifaklar ise gruplar üzerinde farklı kullanım değeri üretmenin sentez bağıntısıdırlar.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...