Okur şunu iyi bilmelidir. Tarih salt geçmişten oluşan (ibaret) bir olgu ve olay değildir. Tarih hem olgudur. Hem yaşanandır. Hem yaşanacak olan olaylardır. Geçmiştir. Şimdidir. Her an ile gelecektir.
Tarih, geçen, geçmekte olan ve geçecek olandır. Tarih yaşayandır! Ama öyle yaşayandır ki geçmişiyle ölmüş ama bugünde. Bugün ile yaşayan ama sizin dışınızdadır. Sizin dışınızda hem geçmiş ile ölmüş hem şimdi ile doğmuş hem de az sonrası için sürekli gebelik ile sürekli doğacak olandır.
Bunların tümü çelişkidir. Geçmişi ile ölmüş olan; hatta başlangıç koşulu olmakla şimdi yok olan ölmüş bir geçmiş durum şimdi ile bugün nasıl Yaşar? Atmosfersiz geçmişimiz şimdi atmosferleydi. Oksijensiz bir geçmişimiz şimdi oksijenleydi.
Ulu ortadan
Tez günler
Duygular bezgin
Umutlar yorgun
Akıl hodgamla seza
Sunu: Toplum ve birey neyden ötürü varlar? Bu soruya cevap oluşturmadan bu tür sorular sırıtık durmaz.
Bu soru bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın en güzel örneğidir. Maşallah her konuya düşünmeden bir cevabımız olmaktadır. Bu anlatımım da doğru olmayabilir. Ancak somut, nesnel, bağıntıl olan, tarihsel ve tartışılabilir bir referans bağıntılı girişme ve tarihselliktir. Toplum birey için ya da birey toplum için vardır dediğinizde başlangıç koşulları girişmeli inşadan iz olmamakla, süreç absürt olmaktadır.
……..
Birey ve toplum, bağıntılı bütündür. Ancak tarihin belli bir döneminden önce toplum yoktur. Yani totem sosyal birlikler döneminde toplum yoktur. Fakat toplumu inşa edecek olan etkin varlıklar vardı. Etkin varlık toplumla birey olmuştur. Toplum, bireyle gelişmiş etkileşmedir. Biri diğerinden ayrılmaz. Siz deniz için olmadığınız gibi deniz de sizin için değildir. Üstelik deniz, sizden bağımsız şatların ürünüdür.
Temel, kategorik zihin bağlantı kalıpları ve mantık giriştirme yetileri, daha çocukluk yaşlarında kazanılır. Ve bu çocukluk dönemlerindeki öğrenmeler, somut anlamaların girişmesinden daha çok, duygusal, dinsel verilerle öğrenmeye daha açık yetiştiriliştir. Çocukların, bu dönemdeki algıları korku tedirginliklerinden etkilenmeye açık bir körleşmedir. Çocukluk dönemdeki öğrenmelerinden oluşan kemikleşen eğilimleri, tutum ve ön yargıları, çocukların ömür boyu süreceği ve etkisinden öyle kolay kolay kurtulamayacağı, bir formelleşmedir. Bu formelleşmeye format da atsanız, kemikleşen yanı alttan alta, hep kişinin mantık akışını kontrol edebilmektedir.
Dinsel eğitimle, Dünya'nın altı günde yaratıldığını öğrettiğiniz iyi bir inanır mümin kişi, doğal bilimin, gelişmeci olan, milyarlarca yıllık yaratılış evrimini kavrayamaz. Ha keza, on bir çeşit insan yaratılışını öğrenen bir mümin inanır kişi, şaşkındır. Ya da şüpheyi içinde sindirmiştir. İnanç eğitimli mümin kişi önce topraktan yaratıldığını öğrenir. Sonrada bununla çelişen bir başka yaratılış öğretisi olan suda yaratılmayı öğrenir. Hele bir de, hem sudan hem topraktan yaratılmanın ikisiyle de tamamen çelişen şekli olan, kan pıhtısında yaratılma varyantını öğrendiğin de, neler olur? Kocaman bir hiçtir. Aslında tam bir iyi mümin burada şekillenip yumuşatılır. Müminin hiç şüphe ve kuşku etmemesi, böylesine bir inançlaşmanın susmasıyla olasıdır!
Kişi hiç şüpheci mantığa bulaşmadan, bunları kabul edecektir. Daha açığı kişi açıkça düşünüp de akıl etmeyecektir. İnancı ona, düşün, akıl et dese de bu böyle! Daha beyin burada iken böyle bir travmayı yaşamıştır. Beyin istop etmiştir. Akıl etmeme, erdem olmuştur. Bir kez, bu mantık kabullenildi mi, gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Kişiler, bunu böyle kabullenip, bu kalıplarla algılaşıp, olay, olgu ve düşünmelerini, böylesine susarak mantıki davranacaktır!
Boştan hoş
Hoştan koş
Kalabalığı görünce
Dizginsizce coş
Kurgudaydı sıkıntısı
İki sabah arasıdır gece
Kişisi Rıfat, olmaz birey sel sıfat
Sıfatsız ama elinde tutardı ece
Ayakkabı kutuları, torba torba
“Bana her şey seni hatırlatıyor”
Derken hece hece
Ne Ay gördüm
Gün tutulur
Ne dün gördüm
Bugün unutulur
Yakınmazsın yakınama
Birdim, biçare
Hiç yoktan yereyken sevmekle seni
Kimdir, nedir, kimin neyi?
Derken birçoklarla
İçime sokmuştum kelamı fitneyi!
Tazammum
Oyuncak niyetine oynardı, papatya falı niyetine seçmişi
Ne zorluklardı, o içinde taam ederken müreffehi geçmişi
Ne çabuk anılmaz olduk, nankörlükler içinde unutuluşu
Toplumun bir işleyiş mantığı vardır. Süzgeciniz bu temel üzerinde gelişir. Yargılarınız, kıyaslamalarınız, eleştirileriniz, haklı ya da haksız olmanız bu devinim ilişkileri üzerinde olmalıdır. Yine bu düzlemsellik üzerinde, siyasal politik geliştirmelerinizi, değişme ve yenileştirmelerinizi, yaparsınız. Yine demokratik olmayan, anlayış ve yasaklarınızı kaldırmayı ve yeni yasalar ortaya koymayı, bu toplumsal düzlemsellik üzerinde yapmak zorundasınız. Toplumcu siyaset ve politikalar, halkçı siyaset ve politikalara inmemeli.
Değilse yasal kurum ve kuruluşların kendi hukuk çiğner suçluluklarını, hukukun üzerine taşımamalıdır. Bu türden omurgasızlıklarla, tartışma ve haklılaşma yapamazsınız. Kurumların (partilerin) akıl dışı bir keyfilikle ve duygusallıklarıyla kişi ve öznel (etnik) inanç anlayışlarıyla, düzlem ve işleyiş dışı olanlarla, mantıksal legal ize etmelerle, çözümler oluşturulamaz.
He olgu ve olay çift karakteri ile yansır. Örneğin siz bir suçluyu cezalandırmakla çok hakkaniyetli bir iş yapmış olmuyorsunuz. Suçluya odaklı bakışla bu eyleminiz doğrudur. Ancak, tümelci ve toplumcu açı ile bakarsak; suçlu bir baysa ve o toplumda genellikle baylar ailelerin ekonomik geçimini sağlıyorsa, siz suçsuz bir aileyi de suçlu üzerinden açlığa, sıkıntılara cezalandırıyorsunuz demektir. Böyle bir cezai mahkûmiyetle, aileye kazanç girmeyecektir. Suçlunun çocukları eğitilemeyecektir. Dolaysıyla da ve olasılıkla da yansıma suçu (mahkumun çocuklarını) sokağa, yani topluma salma şeklinde belirecektir.
İşte toplumun düzlem gücü işlevi, burada kendisini gösterecektir. Bu yansımayı görecek, bu olumsuz yansımayı da kendi üzerinden sorumluluğuna alacaktır. Her cezalandırılış, ayağınıza batırılan iğnelerin sızılaşması gibi hissedileceği de eninde sonunda, vaka çokluğu ile üzerimize hücum edecektir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...