Totem yapılar ve ön ittifaklı yapılar kolektif yapılardı. Bu nedenle paydaşlı kolektif yapılar olan totem yapıların ve ön ittifakların ne öksüzü vardı. Ne yetimi vardı. Ne dulu vardı. Ne yolda kalmışı vardı. Ne bile fakiri vardı.
Ve hiçbir ilah "yoksullara, yetimlere yardım edeceksin" demiyordu. "Yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, kölelere yardım edeceksin" diyen El 'di. El de kolektif sistemin zenginliklerini kimi kişilere var, kimi kişilere yok kılan; özelleştiren köleci sistemin, kendi mana anlayışıydı.
Salt bu söylem bile dinlerin köleci dönemle ilişkili öğreti (ideoloji) olmasından kaynaklı ahitler olduğunu anlamanız için yeterlidir. El, kötülüklerle dolu, çelişkilerle dolu, zulümle dolu, sınıflı toplumun inşacısıdır.
Oysa kolektif sistem her şeyi ile az çok bilinen bir yol, yöntem olmuştu. Adresliydi. Kütle çekimi gibi kişileri bir araya çekiyordu. Bir araya çekilen kişilerdi kütle ile yapı çevrimi hızlanıyordu.
Yapı çevriminin hızlanması her bir kişi ile kişisi birim zamanı çok daha fazla parçalı yapı haline getiriyordu. Birim zamandaki parçalı süre durum sayısını veren kişi sayısı yani kütle arttıkça çevrim; artan kütle oranında hızlanıyordu.
Bir araya gelen kişisi, iş bölüşümcü, yetenekle artan kütle demek birim zaman içindeki süre durum sayısının daha çok artması demekti. Yetenek çevresinde artan üreten kişisi kütle + artan parçalı birim zaman sayısı = çekim, çevrim ve hızlanmaydı. Kolektif yapı bu türden bir yığın birikim ve üreten ilişki envanterleri kullanan muazzam bir toplumsal birikime sahipti.
Nesnel süreçler gibi yalanlar da olugulaşan, olaylaşan kendine özgü seçme ayıklanmasını yapmanın kesikli sürekliliği oluşla bir inşalar entegrasyonudurlar.
Kabataş yalanı ve Kabataş yalan inşasının hakikat (zihni gerçeklik) olan sapma açıları görülmelidir. Eğer görmezden gelinirse; Kabataş yalanına inanmağa eğilimli kitleler hafızasında bir figür oluşacaktır.
Kabataş yalanına eğilimli kitleler kendisine özgü olan imanı seçme ayıklama kriterleri ile Kabataş yalan fitnesini birbirine bağıtlayacaklardır. Bu kitlelerin, yanlış ve yersiz olarak, toplumsal olayları; sosyal dilin iman mantığıyla anlamaları, bir yanılsamadır.
Üretim ilişkisi kolektif yapı ile başladı. Ve üretim ilişkisinin kolektifi oyuk alanlı devimlerle vardı. Üretim ilişkisi kolektifi olmasından ötürü hep kolektif alan etkisinden besleniyordu.
Kolektif alan etkisi yardımlaşan iş birliği ortaya koyuyordu. İş bölüşümü besin bulmaya gidenler kadar geride kalıp ateş yakmayı, geriyi korumayı, çocuk bakımını, haber getirip haber götürme gibi türlü hizmetlerin yapılmasına olanak olan ortam oyuklarını ortaya koyuyordu.
Bu tür hizmetler, sağlatan uğraşıların parçalı olmakla temel zorunluluklarıydı. Bu parçalı zorunluluklar aynı “kolektif etki alanı” içindeki “üreten ilişkilerin de” ortaya çıkma zorunluluklarıydı. Ve bu süreç ittifaklarla da “üretim hareketiydi”. Bu iki karakter (üreten ilişki ve üretim hareketi) üretimin temel esasıydı.
Her durumuyla, her diyende Allah
Cehalet, cehaletliğini bir yana koymaz
Aç bir canavar gibi cehaletine hiç doymaz.
Hele bir de bu, gücün cehaleti olursa mazallah...
Seni bilirim seni
Yüreğimdeki sevgi
Yücenin yücesinedir evgi
Bir uhrevi bir dünyevi
Ben bitene
Zaman yitene dek
Yazımızı temel konu üzerinde sosyal mantalite anlayışıyla yazmaya devam edersek; El sonsuzluğun ya da yeryüzünün sahibi olmakla ortaya çıkmamıştı. Sınırlıydı. En az, bir totem mesleği bilmenin sahipliği kadarla sınırlıyken; en çok ta bir ittifak büyüklüğünde olan bir sahiplikti.
Sözü de, muktedir ligi de, o sahipliği kadardı. Ne kadar farklı sahiplik veya ittifaklar varsa, o kadarda çok El mana zihniyetli El vardı. Elin zenginliği ve yoksulluğu; kendisine eylem (hareket) alanı açmak içindi. İki karşıtlık arasında El’in gidiş gelişi birbiri olan, geçişli düşünle eylemlere sahne oluyordu.
Mülk dağıtan El, yoksullaşırken, fetih yaptıran El zenginleşiyordu. El, artık El anlayışına (El mantığına-El zihniyetine) göre olan anlayışlarla kişileri düşündürtüp, kendisini kişiler ağzında konuşurken; kişiler de söyleyeceklerini El’e söyletiyorlardı.
Makro düzenli bir iç işleyiş, dıştaki dış dünyaya ait az bir dış dünya kısmını kendi iç özünde yalıtıma eder. Her bir iç öz, az bir dış dünya içerir.
İç öz bu kendisini oluşan yalıtımlı kısmıyla, dış dünyanın arasına örneğin, kontrollü bir geçişme gibi fark oran, koyar. Oran; gerilim, potansiyel ya da çelişkiler geçişmesi olan eylem ve akışı başlatmakla iç dünya ile dış dünyalar arası girişmelerin etki ve etkilenmeleri ortaya koymuş olur.
Geçişme; içe kapanma yapan bir oluşuma zıt durumlu bir potansiyelle seçici bir kısıtlılıkla kendinin dışa açılmasıydı. Eş deyişle dışa açılmasının da kontrollü bir durumla kendi üzerine kapanmasıydı. Açılma da kapanma da birbirine karşı, bir eğim dirençle ve eğim enerji durumlu niceliklerle vardı.
Okurun bu yazıları yavaş biçimde durarak tekrarlı okumasını öneririm.
Yasalar kesikli, parça bir olgu ve olay durumlarla vardılar. Ya da yasalar olgu durumları kesikli parça durum haline getirmekle, eyleten (eğleten); eylemdenlerdi. Etme, eyleme diyemeyeceğiniz durumlardandı.
Yasalar o olgu ve olayın kendisini, evrenin işleyişini ele verirler. Alan, eğim, eylemtenler (eylemdenler)vs. birlikte olanla birlikte gidenin birbirine bağ enerjisi olma görünüşleriydi. İşleyişler olgu ve olaylardaki iç, dış işlemdenlere tabii olan nicelikti durumlarıyla olasıdırlar.
Kendi geçmişini atom düzeyinde, moleküler düzeyde yalıtım etmek, bir beden kadar hayat ile bilincin de kendi işidir. Yalıtıma bir bataklık ya da bir ormanlık veya çöl, deniz gibi yalıtımlı ortamlar kendilerini pasif etkilerle korurlar.
Hayat gibi en sıkı ve etkin bir düzene göre korunan yaşamın ikinci bir etkin korunma şekli ise özne bilinçle bencillikti. Her geri beslenirler kendisinin tekrarları olan salınımlardı. Bencillik te kendi tekrarını veren salınımdı.
Makro düzlemdeki atom düzenli nesne, nasıl özne oluyordu? Nesne nasıl bilinç oluyordu? Birinci varoluş biçimine çok değindikse de ikinci biçimle bilince dek var oluşu ayrıntılamayı başka yazılarıma bırakmak istiyorum.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...