Malın, mülkün hemen hemen her şey olduğu bir sistem içinde; malı mülkü olmayanların (poşet içinde verileni irade oluşla tanımak dışında) ne iradeleri olurdu ki? Poşet türü inayetlere ikna olmazla tarihi bilinç sahibi on kişi olsun. Yüz kişilik bir etki alanı içinde tarih sellikten yoksun, dogmacı ve fatalist (yazgıcı) olan 90 kişilik irade karşısındaki tarihsel bilinçli on kişinin iradeleri, ne ola ki? Bir şey olabilecek düzeye gelindiğinde de süreç, bambaşka frekans salınımlarına geçmiştir.
İlahi dinler de tıpkı köleci sistem gibi ön ittifakın insanına, insan demeyecekti! Çünkü dinlerin kendileri dahi, savundukları köleci sistemin mana anlayışı olmanın ürünüydüler. Köleci sisteme karşı çıkmıyordu. Sadece köleci sistemin sertliği içine acıma, merhamet, sadaka, bağışlama gibi köleci basıncı düşüren anlayışları ikame etmekle; kendi dinamiği içindeki sıkışmaların "islimini atmakla “El” muktedirliği yeni" oluyordu.
Yeni olan El, davetini; yine El baal, El-ilah, El Hübel- El uzza, El Lat üzerinde ki kimi çevre kültürleriyle uzlaşarak yapıyordu. El, bu alana, bu mana isimleriyle seslenemez ise zaten hiç bir şey yapamazdı. Alan içindeki öznel zihin kalıpları El anlayışına göre biçimlenmişti.
Bundandır ki, köleci egemenlik efendi köle kavramlarını ilah görünümlü ama ilahın zıddı söylemli Rab, El, Baal, üns, ins kavramı içinde sık sık yorumladılar. Köleci amacı gütmelerine rağmen efendi köle çatışmasından kaynaklı uyuşmaz tutumları kul isyanı, ahde vefasızlık söyleminde unutturmaya yönelik olacaktı.
Bu nedenle, köle vurgulu olan nas, unas edici yansıtılış içinde; "birbirine yakın olanlar (totemi olur, ilahta ahdi olanlar) ” anlamına derinlikle insan olma anlamı köleliği kaldırılmayan ama süren köleliği "anase" ile söylenecekti. Tabii ki bu, sözcüklerin zamana ve zemine göre evrilmesiydi. Bu tür anlam değişmesi ve anlam bozulması içindeki söyleyişlerde geçmişe atıflar tam kavranamayacaktı.
Bu nedenle mamon; insanı, insanlığı değil, köleci dili inşa ediyordu. Köleci dili kullanıyordu. Yeni insan böyle köleliği içinde anlam buluyordu. Kutsal kitaplara bakar bakmaz “eyyuh El nas'ı” görürsünüz. Kutsal kitapları yorumlayanlar sözcükleri kölecilik öncesi eski kullanımlar üzerine değişme dönüşme ifade eden anlatımların özgün inşa oluşlarını söylemek yerine, hal içindeki yeni kullanımlı anlamını söylemekle kelime içindeki anlamlardan hayli yol temizliği yapmışlardı.
Mamon inşası, başka bir şeydir. Ama mamon başlangıç koşullarına bağlılık nedeniyle ilahi alan etkisinin imajı eşliğindeki dönüşümlerle öğrenilecektir.
Mamon da tıpkı totem gibi, ilah gibi sekanstık olan bir dinamiğin ürünüdür. Bu dinamik ne totem dönemde ne de ilahi dönem içinde olmayan bir sekansın aksam hareketidir. Mamon'du sekans ta bir sağlatma ve üretim hareketi olmakla başlangıç koşullarına bağlıdır. Ama başlangıç koşullarını, belli aşama üzerinde varlıklı ve yoksul kılmakla temel iki çelişkiyle sekanstık sağlama yapar.
Takdir, tevekkül ve takva mana anlayışlı bu yol, köle emeğine dayanan özel mülkiyetçi yoldur. Bu süreç içinde farklı grupların temas edip etmemesi sorunu, ya da kültürler çatışması sorunu gibi sorunlar günümüze kadar olur bir sür erlik olmakla varsa da, ikinci bir araz olmaktan öte değildir. Ana ilişki ezen, ezilendir.
Tırmanırken gerinizde iniş bırakırsınız. Giderken gerinizde aynı anda dönüş yolu bırakırsınız. Yaşarken (tırmanırken) mutlaka ölü olduğunuz bir an (iniş anı) vardır.
Kuantum yasalara göre yaşayan anınıza, ölü anınızın eşlik etmesi; ölü anınıza da yaşayan anınızın eşlik etmesi gerekirdi. Makro boyutta diğer an varken anın biri, diğer an nedenle gözükmüyordu (kayıptı).
İp üzerinde bir cambaz düşünün. Cambaz ip üzerinde yürür ama cambaz ipin çevresini dolaşamaz. Fakat bir karınca bir böcek o ipin çevresini çok rahat dolaşır. Size kapalı olan boyut karıncaya olasıdır.
Temel değerler paylaşımı içinde olukla hiçbir işin nitelik ve niceli farkı diğer işe üstünlük değildi. Temel değerler paylaşımı içinde olan organize işler sonuç yarar olan hayatı yaşatan işler olma bağlamında ortaklaşışla olan işlerdi.
Bilim, bilgi üreten koşulları daha kolay daha paylaşma yapmakla kas gücünü en aza indirgeyen kolektif güç içinde olmakla hayatı yaşatan kolektif etki olmakla herkese göreydi. Bir tarağın üretilmesi, manikür pedikür vs. gibi kullanım ve tüketimler yaşamın kalitesi olukla gerekliyse de “ kolektifi oluşan, hayatı yaşatan ve sürdüren mutlak değerli paylaşım” değildiler.
Toplum bunları düzenlemede sömüren bir baskı ve basıncı ortaya koymadan, mutlaka değil ama isteyen herkese farklı mesai ile farklı kullanım ve tüketimim düzenlemesi içinde olabilir.
Totemi mana ilişkisi denmekle anlatılan süredurum; salt doğurma ve doğuranların, doğurduğu üzerinde bakım, gözetim ilişkisi demek değildir. Kuşkusuz ki yapının içi doğuranlardan, doğurtanlardan ve doğanlardan da oluşuyordu.
Ama totemi yapılar, sürü içindeki doğum yapmanın doğuran üzerine, genelde ana olucu tutumunu ilk kez bağıntı bir sorumlulukla kişi üzerinde aldı grup üzerinde ortaya koydu.
İşte kesikli sürekli olan özel bağıntılı ortam içinde çocuk velayeti bakımı, gözetimi gibi dıştan işlev durumlu süreçleri de totem alan grup oluşla düzenler.
Totem kavramı, özne sosyal alanlı tarihsel oluşun vaz geçilemez temel kavramıdır. Totemi kızılderili totemi ya da put sapkınlığı sayıp çöp sepetine atmak; tarihsel olanda anlaşılmaz ama kendisini her durumla duyurtan bir kara delik oluşturmaktır.
Kişi; kendi çevresi içinde gidilebileceği, gelebileceği yerlerde, şeylere rahat ulaşılabilmekle; o çevrede gizlenip emniyette olabileceği türden yer ve adreslemelerini iyi bilir. Kişi bu bilme ve alışma ile huzurla eylemlidir.
Bunlara çevrenin kişi üzerindeki alan etkisi denir. Alan etkisi baskı ve basınçtır. Bu baskı ve basınçtan ötürü alan etkisi yönelim ve eğilim oluşuyla yöneltmedir. Alan etkisi şeylere (kişiye) eylemliliktir.
Kişi kendi içinde korunan bir hücre ve ego bilincine sahiptir. Kişiler korunan bu yapı nedeniyle dıştan içe doğru bir ham madde girdisi yapar. Kişilerin bu nedenle yaptıkları kritik bir seleksiyon işlemleri vardır.
Kişiler bu kritik yapıyı; kritik bir seçme ayıklama girdileri yapmakla korudukları için; korunan bu yapıyı kendi içlerinde dış müdahalelere karşı yalıtırlar. Bu tür koruma ve yalıtma yapma ve sağlama nedeni iledir ki kişiler bu girdilere, titiz bir seçme ayıklama uygularlar.
Kendi içlerindeki hücre sel bazın korunumu gereği en az dış dünya ilkesi ile seçici olup içe alınan girdilerin ayıklanması yapılmakla birlikte bu girdilerin dışında kalmakla dışta; yine çok büyük bir dünya vardır.
Kişiler, bu iç girdilerin oluştuğu düzenlenmişleri kadarıyla dış dünyanın mana ve algısını edinirler. Yani kişilerin dış dünya esaslı algıları da, iç dünyayı oluşan girdileri gibi kısıtlıdırlar.
Bu nedenle kişiler daha çok kendi ihtiyaçları kadarı olan dış dünya ile ilgilenirler. Girdiler ön yargının kaynağıdırlar. Dış dünya bu kısıtlı girdilere göre kişi için bilinir bir izlek olurlar.
Ve kişiler de dış dünyadaki yolculuklarına, dış dünyanın bu kısıtlı girdilerine göre olur hareketleriyle yola başlarlar. Bu iç pusuladır (Kâbe’dir) . Dıştaki kısıtlı olan girdilerin, “içlere doğan” bir pusula olmasında da, şaşacak hiç bir şey yoktur.
Alanın yön değiştirmeleri, süreci birbirine göre ileri geri yapar. Akışlar alan yönünde ve alan yönüne zıt şekilde olur. Alan yönüne zıt olan akış daha çok enerji harcanmasını gerektirir. Alan yönünde akış iki tür yönden akışla oluşur.
Akışlar birbiriyle eş zamanlı; birbirine bağlı; birbirinden bağımsız oluşlarıyla ortaya konabilir. Alan yönünde olan akışa veya eyleme alanın etkisi, yokuş aşağı gibi bir etki verir.
Çevredeki olası etki ve etkilenme; dış çevrenin alan etkisi olmakla kişiyi yönlendirip eğ imler. Kişiyi giriştirir. Dış çevre içinde böylesi bir alan etkisinin ortaya konması ile kişiler eylemli olmalarıdırlar.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...