Kolektif irade, üreten irade ve toplumsaldır. Kolektif olan ön ittifaklar özel mülkiyetçi köleci sistemle beraber parçalanmıştılar. Bu parçalanma içinde her biri bir yerler sahibi olan El ve birçok El’lerle, mal mülk sahibi oldular. İlk başlarda El; bu tarz kaynağı belirsiz malın (kaynağı ön ittifaklı kolektif zenginlik kolektif birikimler olan), mülkün temsilci olan irade olmakla; ortaya konan mana anlayışıydı.
Hâlbuki kolektifin sahipliği içinde olan malı mülkü EL kendi üzerine zimmet etmişti. Böylece ön ittifaklı üreten ilişkiler girişmeli grup emekleri denkliği içinde olan alan etkisi düzenlemesi yerine köleci sistem mal sahipliği girişmeli; sahipliğin ürettirmesi oluşla süreç alanını düzenlenecekti. Sinear bölgesi köleci tevhit etrafında Sümer adıyla henüz bir birlik oluşturmamıştı.
Bu aşamadaki üreten ilişkiler alanını mal sahipliği üzerinde düzenleme işini; kerametlisi de kendisi olukla, kendisinden icazetli birçok bay (bey) erki olan El oluşturmuştu. El; mal mülk te benim. Malı mülkü olmayan kişiler de benim diyor; üreten ilişkileri düzenliyordu. Henüz emek sahipliği olan mal mülk dışında her şey benim demiyordu.
Kolektife oluş bir tarih bilinci olan diyalektik bilgidir. Sosyal, toplumsal ve öznel oluşun ortaklaşan güç dediğimiz kolektif hareketin üzerinde başlatıp süreç ve inşa olmasının türlü aşamaları içinde bu güne gelmesi bilincidir. Kapitalizm dahi hala bu bilincin eseridir.
Doğada yapılan ilk sağlama hareketi kolektif sosyal bilinçtir. Kolektif sosyal bilinç giderek grup gücü ve grup bilinciyle kolektif totem meslekli üretim harekettir. Gruplar arası totem meslekli kolektif üretim gücü; yeni bir grup kolektifi içindeki entegrasyonla ön ittifaklı üretimin kolektif sentezidir.
Yani üreten ilişkiye gelen ve üreten ilişkiyi ortaya koyup bugün de yarında sürdürür olanı kolektif bilinç, kolektif sahiplik ve kolektif üretimdir. Süreç bu referansa geri bağlanımla değişmeler verip adaletini inşa etmelidir. El Malik’in böyle bir referansı olmamakla adaleti de geri bağlanım referanslı diyalektik bilinç değildir. Bu nedenle El adaleti insana ve insanın üreten bilincine, insanın kolektif hareket içinde oluşuna bir yabancılaşmadır. El Malik; malik oluş üzerinde (ürettirme, üretim aracı ve üretim gücü sahipliği üzerinde) ortaklar tanımaz. Bu üç somut olgu El malik ile soyut bir ihsan oldu.
Yani anne tek başına kendi sağlama süreçlerini kolaylıkla ortaya koyamıyordu. Kaldı ki doğuran kadın çocuğun sağlaması olacak süreçleri tek başına ortaya koyabilsindi.
Ancak bilgi dediğimiz her bir çevrimli sosyo toplumsa süreçlerin o aşama dolaysıyla her birinin her bir insanda zekâ olmaya başlaması vardır. Ki kişisel zekâya da yansıyan hünerli emek nedeniyle, kişi sel zekâlı hünerli emek içinde çalışma; kişi sel hak ediş olmakla yansıtılacaktı.
Toplum sal süreçlerin olup bitmesini özel mal mülk sahipliği ve kişisi süreç bağıntıları biçimine indirgedikten sonradır ki ortak olana karşı; özel sahipliklerin ortaya kondu. Bu süreç köleci süreçti.
Kutsal kadın, yani şimdiki deyişle kutsal fahişeler gruplar arası ilk temasın bağlacı olmuştular. Cinsel dokunumla oluşan kandaşlık bağı, kutsal kadınlar sayesinde kendi totemi sinde; dıştaki totemilere doğru açılan bir sosyal mana anlaması olmuştu.
Kutsal fahişeler tarihi açıdan gerçekten de çok önemli bir kurum işlevi görüyorlardı. Ki o dönemde ne fahişe vardı. Ne fahişe sözcüğünün bir anlamı vardı. Siz neye göre kişilere fahişe diyecektiniz?
Bu nedenle analık sentezi ittifak içinde ilk kes çocuğun hangi totem aitlikten sayılması gerektiği sorunsalı ile belirmeye başlayan kural olmakla kendisini belli etmiştir.
Her şey arada bir yapılırdı
Günah ta, sevapta
İyilikte, kötülükte
Yeme içme de, uyku da, iktidarda
Sür git olmaz
Ara sıra.
Bakan Suat Kılıç: Zam isteyen emeklilere şu cevabı verdi; ” Allah Tayyip Erdoğan ve hükümetinden razı olsun” deyin, zammı alın dedi. Sözcü 14.10.2013 Manşet haberi.
-Allah Tayyip Erdoğan ve hükümetinden razı olsun diyeceğinize; “bir şey yapmıyorsunuz” derseniz ben çekip giderim.
Evet; “ Milletin hizmetkârıyız. Halka hizmet, hakka hizmettir. Millet ne derse o olur. En büyük hakem millettir”. Gibi ezberleri ve kırık plak lakırdılarını pek seven siyasetler, gerçekte halkı:“Allah razı olsun” dedirten; kul kerteli dua edip temennalar okutan, dilenci kültürü düzey ve yaşantısı içinde görmenin, ne kadar olağan bir şey olmasının kanımca su yüzüne yansıyış biçimidir bu cüret.
Rüzgârın, rüzgâra karşı yürüyen, koşan kişi üzerine de farklı; duran kişi üzerine farklı bir alan yüzey etkisi vardır. Aynı rüzgârın, aynı rüzgâr alanı içinde koşan kişi üzerine olan etkisi koşmayı durdurmak isteyen alan etkisiydi. Direnç veya dirençsizlik eylemlinin alan yönüne bağlı bir davranışla belirir.
Eylemli kişi alan yönünde hareket ediyorsa rüzgârın etkisi, eyleme eklenir. Eylem esen rüzgârın alan yönüne göre zıt bir durumla gerçekleşiyorsa; rüzgârın o eyleme karşı koyan, o eylemi durduracak olan karşı bir direnç etkisi vardır. Bu durumda rüzgârın alan etkisi kişinin eylem enerjisinden çıkarılır.
Rüzgârın alan etkisi kişinin eylem direncinden fazlaysa o eylem durur. Hatta rüzgârın etki kuvveti, eylemli kişiyi; kişinin eylem yönünün gerisine doğru sürükler. Yani rüzgârın esiş yönü, alan yönüdür. Kuvvetli olan rüzgârın alan yönü kuvveti, alan yönüne ters olan eylemi alan yönüne doğru sürükler.
El; kolektif alan gibi üreten derinlikle hacim sel, üç boyuttaki boşluk devinmeli eylem alanlarının içine yerleşti. Üretim alanı ve üretim gücü sahipliği söylemiyle ve eylemiyle ile kendisine hareket alanı açtı. Böylece El ‘in mülk sahipli, üretime bağlı boşluk devinmeleri içinde asalak oluşu, bir yangıyı oluşacaktı.
Yağmur suyunun, çukur alan ve hacimleri doldurması gibi El de mülkün sahibi olmakla açtığı hareket alanların içini takdir etme iradesi ile söylem ve eylem gücü ile doldurmuştu. Sistem dışı anlayışla ve sistemin geri beslenim koşulları içinde olmayan yaklaşımlar sahipliğiyle sistemde muktedir oluyordu.
El kendisine tanınan, kendisine biat edilen bu muktedirce tutum içinde mal sahibi olmakla takdirde bulunan efendi ile maldan yoksun, boyun eğici kulluğu ortaya koymuştu. El in içinde olduğu hareket alanı, takdir etme yetkisi ile boyutlanmıştı. Bunun her ikisi de kolektif alanın gücüydü.
El yarattı. El verdi. Takdir olan gelir başa vs. demek en temel öğrenilmiş çaresizliğin göstergesidir. Gerçek ve temel işleyiş içinde olmayan çaresizlik, aksine kolektif oluşun kendisi çaresizliğe çare olmakla kişide olamayan kolektif güçtü.
Kolektif durumlu gücü, kişisi duruma indirgemekle ve kolektif gücü kişide aratma yanılsatmasıyla her çaresizlik göstergesi olan öğreti, gelenek, görenek ve yaşanmalar, DİN olarak söylenip vücuda getirilip vaaz edildi.
Böyle olunca tüm dinler ağız birliği etmiş kişisi tamahça düşünce ve fiil karşısında "Ben takdir ettim. Rızkları ben verdim. Kaderleri ben belirledim. Mülkümden payınızı ben belirledim. Size takdirden daha fazlası ve daha azı yoktur" diyecekti.
Geçmiş te tekil yaşamlı grup eğilimli süreçlerin yardım ve paylaşımının en az durumdan yardım ve paylaşımın tedricen daha pozitif bir tırmanışa geçtiği zamanlarda kişiler, şimdiki kolektif kuvvetten ve kolektif güçten yoksundu.
Yani totem dönem öncesinin hemcinslari kolektif havuzun kapasitesi olmadan çok kısıtlı bir yetenek kullanıyorlardı. Elbette El bu dönemlerde hiç yoktu. Olamazdı da. Her şeyi bilen El bu dönemleri bilmiyordu da.
Aslında El ismiyle tezat olmanın imgesiydi. Bilmez ama bilir. Gücü yetmez ama yeter. Adaletsizdir ama adalet timsalidir vs. İşte bizler şimdiki El ‘i o bilmediğimiz tüm zamanların da El 'i olarak konuştururuz.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...