Dünden bugüne ve ileri.
Sen coğrafya,
Topografya ve can diyeti.
Popülâsyon yeri.
Can bildim her şey geri.
Birey, daha somuttaki toplumsal oluşunuzdur. Anacak ve ancak toplum içinde var kalır. Toplum dışında yoktur. Toplumca belirlenişinizdir. Aydın, sanatçı vs. de, bu yanı ile toplumda, bir karşılıklı hizmet transfer eder nitelikliliğinizdir. Birey, üretimini toplum için yapan yanınızdır. Bireylik ise; birey yanınızla beraber, kendi objektif ve subjektif olgunlaşmanızı, soyut somut inançlarınızı, aydın yanınızı, halk olur yanınızı içlemler. Her bireylikler aynı zamanda da birey olmayabilir. Ama bütün bireyler aynı anda bireylik taşır.
Halk, aydın olmayı sanat yaparlığı, toplamsal hareketi, izafelerse de, anlamı gereği bir bilmezliği aydın olmazlığı da içerir. Aydın olurluğu yanında cahilliği de vardır. Bu daha çok muhafazakârlık ve statükoculukla, tabusal olurlukla, bağnazlık yaparlıktır.
Bu da, bireylerin her şeyi bilemez oluşu ilkesi gereğidir. Toplum, pek çok şeyi bireyleri ile birey oluşlarla bilir. Aydın toplumun pek çok nitelik ve öznelliğini yansıtabilirken, halktan bir yığın kişiler, bunun bilincinde olamayabilirler. Halk tüm bireylerinin toplamsal niteliği gibi ise de, uygulamada, bireylik bilmezlikleri ve sübjektifliği egemendir. Üstelik halk, birçok, bedensel, zihinsel, engellilerinde içinde bulunabileceği bir karışma durumunda var bulunur. Toplum bundan farklı bir kavramdır. Sümer halkı uygarlığı derken, o görkemli uygarlığı Sümer halk bireylerinin tümünün ortaya koyup, bildiği söylenemez. Bu görkemliliği, ruhu bile duymadan, geçip giden halktan kişiler vardır.
Yaşam karmaşasında,
bir çığlık.
Benim mi!
benim sedam mı?
Elimden olmadan,
bağırıyorum.
Bilmeyiz ki.
Övünemeyiz ki;
Babamda babası gibi,
Dedem kavgada ölürken,
Ebemin karnında(!)
Süreç, ‘çapulculuğun gücünü’, ‘güvencenin garantisine’ çevirmişti. Bu çapulcu güç bir organize teşkilat olaraktan, üreten sistemin bünyesine alınmasını ortaya çıkartmıştı.
Araçlı üretim, toplumsal yapıya doğru yol olurken, savaş ve kavga gibi haramice olan çapul yaşamı da giderek sistemleşen, daha daha da, teknikleşen, bir uzmanlık alanı haline getirilmiştir. Artık, amacı sırf öldürme ve çapulculuk ve savunma olan savaş sanatı denen bir öldürme sanatı, insan eli ile biçimlenip meşruiyetlik kazanmıştı..
Bu gelişme nedeni iledir ki, gerek toplumlar arası eşitsiz gelişmelerin, yararlı olan gücünü ele geçirmek, gerekse de insanın üretim gücünü ve ürettiklerini ele geçirmek için savaş bir yol olacaktı. İnsanları tutsak etmek ve onlara üretim yaptırmak için; gerekse rekabetçi bir durumun sürüklemesiyle ve diğer öznel egoist çıkar çapulları için vs. savaş bir yol ve yöntem olacaktı.
Bu yazım; genelleşen bir bakışla yazıldı. Bir olgu olay olan İslam, kendisine özgü nesnel tarihi ve sosyal tarihi olan, bir güncel konjonktür sellik içindeydi. Bir inanç olma yanıyla da, hala sürmekte olan İslam’ın, geçmişteki yapısına; sırf inançsal gözle bakan algılara kıyasla, İslam tarihinin nesnel bir devlet oluşuyla girişen argümanları, da; belirtilerek, yazıldı. Olaya İslam’ın, kutsal oluşunun dışındaki bir bakışla, bakıldı. İslam’a; bir imparatorluk ve bir düşünce zenginliği olayı olaraktan, bakar olmanın; bir analizi niteliğindedir.
Sizler, çocukluğunuzu, hamlığınızı, şimdiki bu aşamaya gelişteki uğraklarınızı unutsanız da onlardan zorunlu bir yanları taşırsınız. Bu aşamaları üzerinizden atamazsınız. Atabilseydiniz eğer, yapınız temelsiz kalır ve çökerdi. Yapı bu geçmiş malzemeler ile yola çıkmıştır ve ileriye doğru da, bu malzeme ile göç edecektir. İşte tek Tanrılı olgunlaşmalar da, ne kadar yadsırlarsa yadsısınlar; kendisinden önceki içerme öncüleri zorunlu olarak taşırlar. Eğer siz monoteizm içinde, kendisinden önceki, ilişkin öncüllerini çekerseniz, geriye bir şey kalmaz. Sistem iflas eder.
Çünkü yeni inşalar; kendi zamanlarından önceki temellerle karşılaşacaktırlar. Gerek soyut, gerek somut olaraktan, bunlarla eytişime girişerek, bu günkü yapılarını, ortaya koyabilmişlerdir. Yeni inşalar; öncüllerinden, taşır olmadığı hiç bir rengi yoktur. Ve öncülünden devir almadığı, yine taşır olmadığı eski bir ton ve biçimleniş yoktur, zaten olamaz da. Yani monoteizmin, ilkel büyü ve sihirden, tutunda, totemci anlayışlardan beriye doğru, politeisttik anlayışların temel içermelerine değin, toplumsal olan girişimleriyle biçimlendikçe biçimlenmiştirler.
İlgisizce kundaklanan,
Seni bilirim seni;
Yangınlar çıkaran.
Ne yangınlar bilirim
Mazinin kucağında.
2-]İnsanlar ittifaklar dönemiyle ego özlü yolun (temel düzlemimize ilişkin haz ve elemi olan yolun) “üretimse olacak çevrim girişmesini” bir iyice başarmanın tabu ve totemlerini var etmiştiler. Tabu ve totem kavranışı, eski dönemlerdeki sosyal öznenin, yaşamın kavranıştı eğitim öğretim süreçleridirler.
Bu aynı tabucu, totemi zemin üzerindeki düğümlerin; zaman içinde toplum ve halk diye ayrışan iki ve daha fazla noktasının birbirine yansıma, rengi veren dallanma girişmelerini var ederler. Aynı düğümlü, aynı geçmişe sahip olma iken, dallanmalar aynı geçmiş üzerindeki, ufak niceleyişti sapmalarının faz farkıdırlar. İnsanlık böylece uygarlıklarını geliştirebilmiştirler.
Ego ihtiyaçlarının giderilmesi artık zorunluluktan bir görevinizdir. Egonun ihtiyacı olan sağlananlarına değin çabalarınız da; yani kişilerin doğrudan nesnelere yönelik davranışları da; vücudunuz dışındadır. Sosyal ve toplumsal etkili yapılar üzerinden kurallaşan bir biçimlenişlerle edim eşmiştirler. Egonuza dek sağlasan göreviniz, sosyal ödevcil ve toplumsal görev olmakla farklılaşır bir yaşantı aşıştırlar artık.
Zamanla baki, sulbu haki
Bir nevi şahsına mahsus adam
Rüzgârı üfürük, üfürüğü zarafet
Fırtına ve boradan bir kıyafet
Kendiyle sabahat, özrüyle kabahat
Ahaliyi kereme tabiiyetten




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...