İşte toplumsal talep ve oluşumlar, hak ve özgürlükler, bunların şartlarına göre şekillenip paylaşılır. Organik bağlar kurulur toplumsal talepleri ortaya çıkar. Ki bu talepler dahi keyfilik değil, inanma değil, yaşamı sağlayan emeğin, üretim araç nesnelerin ve üretim, paylaşım ilişkilerindeki; somut koşullarının, özneden bağımsız, zorunluluk alanı ilişkileridir. Bu hal zorunlulukların bilinçli irade ve toplumsal sözleşme ile talep edilişidir. Bu nedenle inançlar toplumsal talebin sözleşmenin toplum olurluğun hiç bir yerinde yoktur. Zorunlulukla talep edilmezler. İnanç, ancak bireyselliktir, insana dairdir, insanın üretim ilişkisine ait değildir. Buda, insansal, öznesel olan inancın, bu ve diğer nedenlerle, toplumsal isteme uzanamaz oluşudur.
Bu yüzden başörtüsü, toplumsal eğitimin hakkı ve özgürlüğünün bir talebi olmayıp, inancın isteğidir. Herkesin uyması gereken sorumluluk ve zorunluluk toplumun talepleridir. Toplum inancın taleplerine nötrdür. Yapılaşması gereği cevap veremez. Toplumsal talep içinde olmayanın korunurluğu, hak olurluğu, ifade özgürlüğü gibi ters konuşların cevabı olamaz. Oysa ifade özgürlüğü de, yaşamı üretmeye, bilgiyi üretmeye, sanatı üretmeye, vs. ye alt yapının belirlediği, soyut ama pratikle denetlenen ifadelerdir. Öznenin fantezisi toplumsal ifade özgürlüğü olmaz, tıpkı elma severliğinizin ifade özgürlüğü olmadığı gibidir. Kişinin kendiliğidir bunlar.
Toplum yasası, nesnelitesinden ötürü, inançsal talebi, toplumsal yasada barındırmaz. Şu kadar ki; toplum bireyde inançları görür ve bireyi güvenlik, huzur adına, normlar ki Birey halk içi yaşayışında kargaşaya düşmemesi için. Ama toplum talebinde, hiç bir nam altında, inancı talep etmez. Aksi durumda toplumsal sunumun bir keşme keşe kayacağı tarihseldir. İnançların; insani, bireysel ve soyut ve öznel olmasına karşın, Toplumsal yasa, nesnel ve özneden bağımsızdır. Bu yüzdende toplumsal işleyiş, inanç taşımaz ve kişi insanın talebi revaç bulmaz. Kişi- insanın, her türlü sindirilir hareket ve tutumunun düşünmesini, giyim ve heyecanlarını, hoşgörüsünü, empatisini yaşayacaktır. Bunlar soyut hak ve psişik tutumlu tavırlardır. Çünkü bunların hak olarak ne talep edeceği bir yer vardır, nede talebin reddinin kabulü söz konusudur. Tamamen birey ve grupların üstünlük tutumlarıdır. İnançlarını, özel yaşamında tecelli ettirip, halksal yaşamında da, uygulama alanında olacaktır.
Kabadayı bilirler bizi,
Bizim olanı aradığımızdan.
Tutunamayız un ederler,
Savrulup tozduğumuz ondan.
Öfke oluruz sert dururlar.
15]Devletin desturu olmadan talep edilemeyeceğinin algı yaratıcı baskısı, yüzyılların aktarım birikimi ile ruhuna işletilmişti. Nesine gerekti fevri davranmak! Mevcut nizam, razı olan kullarına devlet; kendisinin, güvence olmasının garantörlüğünü iyice benimsetmişti. Yönetimin bir ihanet içinde olacağı, düşünülemezdi bile! Halkın bu türden umursamazlıklar içinde olması da; ortak kararların çabuk oluşmasında ve katılımcı girişmelerin engel olunmasında, bir olumsuzluk çiziyordu.
Bu duygularla içinde yoğrulan halktan, kararlı bir insansal yapıların oluşması pek kolaylıkla mümkün olmuyordu. Ve böylesi olumlu oluşmaların da iki yıldan daha önce ortaya çıkmasını da köstekliyordu.
Ümmetçi yapılanma ve şartlanmalar içinde, sizlerin sözleşen, talep eden, hakları olan ve haklarını arayan vatandaş oluşunuza değin yaklaşımlarlan çalışmazdı. Zaten çağdaş ve konjonktürsel olmayan devlete ‘kulluk anlayışı’ da buydu. Padişah halka ‘kullarım-kölelerim’ derdi. Köle de mutlak itaati gözetilen esir insandı. Dinsel dokulu teokrasi anlayışının temeli budur.
Ölümdür taşır andalığa seni beni
Ölümdür kucaklar, geçmiş ile andalığı yeni.
Direnmek, çırpınmak mı? Ki hamlık.
Bilisizimde, ensemde; taşırım gamlık(!)
10] Ait eşen sosyal bireyler, bu ilişkisel ortam kültürüyle, olay ve olgularını aklında muhakeme ederler, onları bu ortamlara dek kültür algılarına dönüştürürler. Bu dönüştürmeleri, kendi çevrelerini, iletilme biçimine sokuşla, gayet iyi iletime geçerler. Ve de iyi haberleşirler. İşte kişilerdeki yatkınca var bulunan bu gibiden olan yönelme eylemleri içine sokulmaları, daha cenin iken ve bebekken ve çocukluk aşamalarında iken, bizim bilinçli dâhilimiz olmadan, tutum aştırılacaktılar.
Yani yetişme çağındaki sosyal ve doğal çevre ortam şartları bize; ait eşmeyi eğilim alanı olaraktan, eylem alanı olaraktan, kendini ortaya koyma olaraktan, kendimizi ifade etme alanı olaraktan; anlama, öğrenme benimseme, girişme alanı olaraktan, tutum aştırmıştır.
Bu kategorik öğrenme kalıbı, anlama girişmeli, zaman kalıplarımız, ileride oluşacak iki toplum ittifakında çok yararlı olacaktır. Farklı ait eşme alanlarının benimsenir olmasında, farklı olanı kendi alanına yakın sembollerin çözümlenmesi biçiminde anlayarak, farklı kültürleri, simgesel biçimleyip, simge olanı kendisine yakın şekilde dönüştürerek kavrayacaktır. İttifaklar insanların ilk kez çoklu ve seçenekli düşünme eyleminin başlangıcıydı.
Bir taraf ya Rab,
Yalap şalap, harap.
Fikri zaruretle bitap.
Kıymada gözü dönmüşlüğün,
Esrik haz mutluluğunda.
Yılgının egemeni.
Güzel deyip
Pis kondururlar
Temiz deyip
Toz kaldırırlar
Bir seni bilirim
Bulunmaz dua ile ararda yarar.
Körlenmede, aldanışla bak; bu da zarar.
Bulunur mu hanende hiç, ihtira ile beratı?
Kol uzanır o zaman, şükürle duadır keratı!
Özlemler sıcak durduğunda
Yangın oturacaksın
Sevdaların en iyisinden
Kıvılcım duracaksın, uçkun.
Gel git aklım unutmalara dalarken




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...