Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Korkularımdan düşmüş,
Ve korkularımdan beslenen
Bastırgan yanım; endişelerim.
Sen mi beni,
Ben mi seni sürerdeyiz
Gayri bilinmez.

Devamını Oku
Bayram Kaya

25] Bu ayinler sırasında ittifakın farklı totem aidiyeti uyruğundan olan insanlar, günün farklı farklı saatini kullanarak, farklı seslerle ilahileri okunarak, ittifak birliğine göre her bir etnik (mezhepler) yapı kendi yardımcı totemlerine ibadete çağrılırdı. Aiti etnik, kendi toteminin aiti rengine bürünerek, totemini simgeleyen tanınmayı da taşırlardı. Böylece ittifak etnik unsurları, kendi ayin ve törensel ibadetlerini ve böylesi hoşgörücü kaynaştırışın uygulamasını, yaparlardı.

Aidiyet eştirmenin bir çekim alanı olması ve bir kendi aitini tanıma ve aidiyeti bir tanınma devinmesini içerirdi. Aidiyet alanı içinde, kendisi gibi olanların bağ ilgisi sahibiyetlik oluşturması vardı. Aidiyetler alanının içlemine, bu tür sahibi etçi ittifaklarla, insanı devimsel olacaktan eğilim eştirecek niceliklerin biriktirilmesi vardı. Aidiyetçe alan içine, istenen tutumların eksen eştirilmesini koyabilmeniz olasıydı.

Aidiyetçe alanın için, araç kılınmıştı. İttifak halk aidiyetleri her biri birbirinin içinde çok farklı ve süreçle yürünen, apayrı aşamaların ürünüdürler. Ama ittifakların giderekten toplumsal aidiyeti ortaya çıkarır olmalarıyla da, etnik aidiyetler doğallıkla da, aşınacaktılar. Bunlar burada açıklanamayacak denli uzun ve tarihi süreçtirler. Bu süreçler, bir norm kurum aşma, bir kural aşma ve örgütleniş, boyutuna giden süreçler silsilesini oluşturmuştur. Her bir silsile, belli bir ait eştirme ilişki enformasyonunu taşırdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

(Canan bir zar Ben bir zar)



Ben canımı canana can eyledim.
Ben çabamı canana içim eyledim.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kabadayı bilirler bizi,
Bizim olanı aradığımızdan.
Tutunamayız un ederler,
Savrulup tozduğumuz ondan.

Öfke oluruz sert dururlar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ölümdür taşır andalığa seni beni
Ölümdür kucaklar, geçmiş ile andalığı yeni.

Direnmek, çırpınmak mı? Ki hamlık.
Bilisizimde, ensemde; taşırım gamlık(!)

Devamını Oku
Bayram Kaya

15]Devletin desturu olmadan talep edilemeyeceğinin algı yaratıcı baskısı, yüzyılların aktarım birikimi ile ruhuna işletilmişti. Nesine gerekti fevri davranmak! Mevcut nizam, razı olan kullarına devlet; kendisinin, güvence olmasının garantörlüğünü iyice benimsetmişti. Yönetimin bir ihanet içinde olacağı, düşünülemezdi bile! Halkın bu türden umursamazlıklar içinde olması da; ortak kararların çabuk oluşmasında ve katılımcı girişmelerin engel olunmasında, bir olumsuzluk çiziyordu.

Bu duygularla içinde yoğrulan halktan, kararlı bir insansal yapıların oluşması pek kolaylıkla mümkün olmuyordu. Ve böylesi olumlu oluşmaların da iki yıldan daha önce ortaya çıkmasını da köstekliyordu.

Ümmetçi yapılanma ve şartlanmalar içinde, sizlerin sözleşen, talep eden, hakları olan ve haklarını arayan vatandaş oluşunuza değin yaklaşımlarlan çalışmazdı. Zaten çağdaş ve konjonktürsel olmayan devlete ‘kulluk anlayışı’ da buydu. Padişah halka ‘kullarım-kölelerim’ derdi. Köle de mutlak itaati gözetilen esir insandı. Dinsel dokulu teokrasi anlayışının temeli budur.

Devamını Oku
Bayram Kaya

İşte toplumsal talep ve oluşumlar, hak ve özgürlükler, bunların şartlarına göre şekillenip paylaşılır. Organik bağlar kurulur toplumsal talepleri ortaya çıkar. Ki bu talepler dahi keyfilik değil, inanma değil, yaşamı sağlayan emeğin, üretim araç nesnelerin ve üretim, paylaşım ilişkilerindeki; somut koşullarının, özneden bağımsız, zorunluluk alanı ilişkileridir. Bu hal zorunlulukların bilinçli irade ve toplumsal sözleşme ile talep edilişidir. Bu nedenle inançlar toplumsal talebin sözleşmenin toplum olurluğun hiç bir yerinde yoktur. Zorunlulukla talep edilmezler. İnanç, ancak bireyselliktir, insana dairdir, insanın üretim ilişkisine ait değildir. Buda, insansal, öznesel olan inancın, bu ve diğer nedenlerle, toplumsal isteme uzanamaz oluşudur.

Bu yüzden başörtüsü, toplumsal eğitimin hakkı ve özgürlüğünün bir talebi olmayıp, inancın isteğidir. Herkesin uyması gereken sorumluluk ve zorunluluk toplumun talepleridir. Toplum inancın taleplerine nötrdür. Yapılaşması gereği cevap veremez. Toplumsal talep içinde olmayanın korunurluğu, hak olurluğu, ifade özgürlüğü gibi ters konuşların cevabı olamaz. Oysa ifade özgürlüğü de, yaşamı üretmeye, bilgiyi üretmeye, sanatı üretmeye, vs. ye alt yapının belirlediği, soyut ama pratikle denetlenen ifadelerdir. Öznenin fantezisi toplumsal ifade özgürlüğü olmaz, tıpkı elma severliğinizin ifade özgürlüğü olmadığı gibidir. Kişinin kendiliğidir bunlar.

Toplum yasası, nesnelitesinden ötürü, inançsal talebi, toplumsal yasada barındırmaz. Şu kadar ki; toplum bireyde inançları görür ve bireyi güvenlik, huzur adına, normlar ki Birey halk içi yaşayışında kargaşaya düşmemesi için. Ama toplum talebinde, hiç bir nam altında, inancı talep etmez. Aksi durumda toplumsal sunumun bir keşme keşe kayacağı tarihseldir. İnançların; insani, bireysel ve soyut ve öznel olmasına karşın, Toplumsal yasa, nesnel ve özneden bağımsızdır. Bu yüzdende toplumsal işleyiş, inanç taşımaz ve kişi insanın talebi revaç bulmaz. Kişi- insanın, her türlü sindirilir hareket ve tutumunun düşünmesini, giyim ve heyecanlarını, hoşgörüsünü, empatisini yaşayacaktır. Bunlar soyut hak ve psişik tutumlu tavırlardır. Çünkü bunların hak olarak ne talep edeceği bir yer vardır, nede talebin reddinin kabulü söz konusudur. Tamamen birey ve grupların üstünlük tutumlarıdır. İnançlarını, özel yaşamında tecelli ettirip, halksal yaşamında da, uygulama alanında olacaktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu nedenle toplum; inançsal talepleri, toplumsal uhdeye, hoşgörü olarak dahi kabul etmez. Toplumun hoş görüsü yoktur. Bu nedenle inançsal ve ajiteleşmiş simge, andırışlı biçimler taşımak ve temsililikler toplumda; ne hakkınız ne hoşgörü algılanırlığınızdır.Ayrıca bunlarla ne de kamuda, toplumsal hizmet alıp veririken dahi, toplumun hoşgörüsüne mucip olmaz. Toplumun hoşgörüsünü ister olmak, toplum ve halkı bilmemekle eş anlamlıdır. Kavramları tamamen birbirlerinin yerine koymaktır. Kavramları iç içe geçirmektir. Hatta kavramların nasıl anlamsal evrimleştiğini bilemeyip, sapla samanı karıştırır olmaktır. İkileme düşmektir.

Şu da açıklığa kavuşmalı. Laiklik çeçitli inançların toplumda yan yana yaşarlığı değildir. Bu halkın özel yaşam isteğini ve hoşgörüsünü bilmemek ve karıştırmaktır. Toplum üretim yapılan yerdir. Üretim yapmayı desteklemeyen, karışmacı tutumlar ve oluşumlar, toplumun yaşam kullanım alanı içinde, müdahil değildir. Kendimizi inançsal serbestlikle gösterme hakkımız vardır. Ama burası halk özel ve kişisel yaşam alanıdır. Toplumsal alan değildir.

Bir laboratuvarda, bir hastanede, ya da bir makinanın başında; toplumsal hizmet ve emek üretirken, inançsal serbestliğinizi göstermek, ne işinizin, ne hizmet talebininin mecburi gerekliliği değildir. Toplum sizden böyle bir yüküm ön görülmez. Toplum (üretim alanı) ne de sizin bu keyfiliği sergileyeceğiniz alandır, ne de, gezinti dikkat çekme alanıdır. Burası emek üretim koşullu tutumların, zorunlu olduğu alandır. Burasının mesaili durumlrı hizmet alır, ya da; hizmet verirliği, sizin özel yaşam alanınız olmadığını kesinlikle belirler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Hoşgörü, halksal yaşayıştaki, farklı anlayışları çatışmasından, sindirtir önleyici, zorunlu bir ilke gibi doğmuş tutumdur. Hoşgörü farklı oluşa katlanma ve ses çıkarmamadır. Bu bir özel yaşam gereği ve özel yaşam hakkıdır. İnançsal taşımalarınızın serbestliği buradadır. Halkın burasının, kendi normatifliği ile biçimlenir. Bu normatifliği yaygın kullanım ve benimsemeler öne çıkartır.

Yani müsamaha, inancın kendi yapılaşmasının, kökleşmesinin bir tutumu olarak çıkmıştır. Esasen hoşgörü, başkasına rızadan ziyade, sonradan ihdas olanın tutunabilmesinin bir varoluş sigortasıdır. Diğerleri ile bir arada yaşama arzusu gibi fayda ve yansımaları talidir. Ve de olumludur. Bu çeşitli inanmalar, insanların bozuk ve çarpık, inanç olarak başkasının varlığını kabul edememenin, zamana bağlı bilgilenmelerinden yansırlar.

Bu, yansımalar mücadelenin ürünüdür. Ve yeni olanın, mevcutta benimsenmiş, yaygın olan inancın, yani bir önceki inancın yerini almak için, kendine hoşgörü gösterilsin diye, hoşgörü göstericidir. Bunu sık sık vurgular. Bu kendisine yer açmak isteyiş bencilliğidir. Böyle bir tutum alışladır ki, kendinden bir sonraki inancada; bilmeden, istemeden kapı açmasıdır. Ve böylece yeni inançların, mevcut inançlar karşısında var olması ya da gelişip güçlenip yaygınlaşması için hoşgörü belirmiştir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Örneğin Hinduizimde Brahmana bir inek vermek, mutlulukların en yücesidir ve nirvanaya giden yolun kendisidir. İnançlarda bir sınıf maddi olarak verir iken, bir sınıfta alır. Ve de nasipler eşitsiz dağıtılmıştır. Yoksulluk sabredilmesi gereken bir sınama olgusudur! Eğer sabır sınavını başarırsa cennete gideceği hüküm olunur.

Toplumu inançsal görünümlü düzenleyebilirsiniz. Ancak toplum yinede inançsal değil de, zorunlu olarak toplumsal nesnel kurallara göre işleyecektir. Siz isteseniz de istemeseniz de bu böyledir. Sizin topluma her inançsal müdahaleniz, bu yapı ile çatışma ve gerilimi oluşturur. Bu huzursuzluk aşılana değin epey çatışma yaşanır.

İnanç bazlı sandığınız toplumsal yapı, zorunlu olarak nesnel bazlı sürüp gidecektir. Ama halk olarak siz onu, ilahi ve inanç temelli ilişkiler sanmaya devam edeceksiniz. Farkında bile olmaksızın.

Devamını Oku