Ne güzel oyuncak.
Kurgusunda kucak kucak.
Anne olunacak,
Sarılacak, sıcak sıcak.
Yaptığına bakınacak.
Bu insanlar...
Bu insanlar...
Aman bilmiyor zaman,
Tek tanışıklığımdır çünkü;
Yetim gözü görünür bana nisanlar.
26] ‘Daha yer ve gök birbirinden ayrılmamışken; Ne demet edilmişti ot; Ne de düzenlenmişti kamışlar’ söylemli dönemdeki, sosyal birliklerin tarihi henüz değiştirecek denli birbiri ile girişmeli tanımlıkların olmadığı dönem içinden, yan yana gelen, ayırt edici düzen eşilmenin ve geleceğin panteonca var oluştu aşmasının ve tek Tanrı dönemine gidilecekti. Ve ulus devletler aşmasına gidişteki olgular içinde de, tanrılara dek algı ve sıfatların birleşici ligi ile devletin egemenliği aynı kılınıyordu. Devlete dek sosyal, toplumsal oluşmalı düğüm başları böyle oluşacaktı.
Bu ayırt edicilik içinde her bir toteme sunu yapılan kurbanların, sunu şeklide çok farklı idi. Kimi aitlik sunuyu ateşte yakıyordu. Kimi, suda boğuyordu. Kimi kesiyor çiğ yiyor, kimi pişirip yiyordu. Kimi de sunuyu haşlayıp sunuyordu. Kimi kurbanın boynunu kırıyordu vs. vs. Birbirleri ile uyuşmaz şekilde kurban sunumları yan yana olacakla vardı. Daha tanrıların yaratması yoktu. Sadece düzenleme vardı.
İşte ittifakı birliğin, bu ayrı gelenekleri de, süreçle; ittifakı birlik içinde; ‘birleşik edimce kuramlara dek uygulayımın’ düzenlemeleri olacaklarla; aşılmaları gerekecekti. Bu gibi yansımaların süreçler boyunca tek tek atılan adımları vardı. Bu adımların yansıyıp uygulanması; uygulanmaların süreçler boyunca biriken görünümü vardı. Bu düzenlemeler, bu alanlarda uygarlaşmanın, toptan ve birden; devrimsel ve keskin dönüşümlerine, yol açacaktı. Artık düzenlemeler yerini, hızlı bir yaratılmaya bırakacaktı.
24] Doğuranın (ana) sütünün haram ve mundar olması kuralı (tabusu) benimsendi. Böylece yeni doğan çocuk, damat tarafın aiti olan anneler (kadınlar) tarafından emzirilerek karşı totem aiti oldular.
Aslında bu kural çevrede var olan sosyal birlikler dönemindeki, aynı totem aiti kadınların sütünün çocuğa helal olması tabu kuralı, hafif bir eğim değişimi ile anlam ve işlev değiştirmiş; haram olan helal olmuş, helal olan da haram olmuştu. Sonuçlar çok farklıydı. Böylece sosyal çevrede var olan envanter değerlendirilmişti.
İhtiyaç örgen (işlev) yaratırdı. Bu evrensel kural, sosyal ve toplumsal yapıda da, işlevseldi. Temel devinim, ortamın ilişki eşilmesi idi. Nasıl bir ortamda iseniz, envanteriniz ne ise, ortamın ilişki bağı da o şekil oluyordu. Her ortam değişmesi, yeni ilişki tipinin belirleyicisi ve zorlayıcısı oluyordu.
Yaşamın,
Hani başlangıcın;
Bize dayattığı
Biyolojik ilerlemenin
Kalıntısı bizdeki biz.
40-Kokuşmuş un olmaz keşkekleri
Zamanın gereği olmayıpta
Yem ve çimene göre tüy döken
Dilbaz madrabaz
Mürekkep yalamış eşekleri.
Doğarız bir anadan babadan.
Yaşarız bol bol cabadan!
Sarımsağı, sirkesi, cacığı bol
Sanki çözümsüz, uzun, sürüncemede yol.
Hayaldir, kaotik siğara dumanında yarınlar;
7]Atatürk; toplumsal akılcılık ve toplumsal bilimcilik olan laikliği, sosyal adaleti ve demokratik bir cumhuriyeti, tek otoriter yapılı üniter bir toplumu, bizlere bıraktı. Bu ilkeler, mevcut konjonktürsel toplumsal, Dünya birliği yapılarında da geçerlidir. İlkeler, temel eksen işlev devinmeli, izafiliklerdir. Bunlardan sapmayan, ama günümüzde aksayan türden değişmesi gereken her yanlışı, Atatürk mü önlüyor? İzafi olanı, zaman ve düzlemin akışı belirlerdi. Değilse mevcut düzene, geçmiş öznellikleri monte etmek, ne bir haktır, ne bir özgürlüktür, ne de bir demokratikleşen anlayıştır. Ne de Atatürk’e layık bir bakış tarzıdır.
Atatürk’ü haksız eleştiren bir melun, bilmeli ki Atatürk’ün kurduğu tek bir laiklik dahi olmasaydı bu günkü hayal ettikleri Atatürk’ten bekledikleri demokratik adımları atamamayı bir yana bırakın; demokrasinin adı ağızlarına alınamaz bir bilinemez olabilecek denli iki otoriteli yapının dışlaması kapsamında olacaktı! Üstelik böyle bir öneri ve tartışmanın cüretini bile edemeyecekti. İşte Gazi’ye dek olumlamanız da, olumsuzlamanız da, bu içermeler içinde olmalı. Yoksa olmayana erg metodu ile bakıp; bakılan nokta da, parça olaylarla sistemin ana inşasını görememek bir aydın abesliği olsa gerek.
Atatürk işleyen bir yapı ve doğma olmayan mekanizmanın temelini bize bıraktı. Atatürk benim her yaptığım, sizin gelecekteki eylem kılavuzunuzdur demedi. Kendisi bir değiştirici olan geleceğe değin değişmezliği savunamazdı. Bu tür söylemler, kerameti kendinden men kül, kişilerin absürtlüğüdür. Atatürk bıraktığım ipe sıkı sarılın, yoksa sapıtırsınız da, demedi. Bilimin ve aklın ve çağdaşlığın güncel ölçüsünü salık verdi ki bu zaman ve düzlem durumunda, yeni yeni üretilecek olan akıl ve bilimdir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...