Öfkeye harmanlı ruhlarının hücreleri,
Birbirlerine çarpa çarpa ölüyorlar
Kendi korkularının eteklerinde.
İsrafilin, köleleri aciz kılan borusuna dikmişler
Işıksız gözlerini.
Ah bir üfleyiversede,
Kendini bilmez, kıldan olma Acı!
Uyumadan önce son söz: Acı!
Son sözü hak ettiğini bildiğim, Acı!
Bana yedi kat yabancı,
Ve yine de dört elle sarılmaktan geri durmadığım
Duygu dramasına,
cinsel kaygıya uzak,
yerli yersiz sürgünsün.
Tartışmalara ve de
kavgalara kapalı,
Değiştiremeyeceğimiz durumlar hasıl olduğunda, durumları değiştirmek isteyip de değiştiremeyebiliyoruz.
Yeterince istiyor muyuz değiştirmeyi?
Değişirken gelişmeyi istiyor muyuz?
Aslında ne istiyoruz: Para, sağlık, merhamet, sevgi...
Para, sağlık, merhamet, sevgi.
You’ve grown dark, shadowed all my soul,
Seeping into every breath, every hollow whole.
It seems this night too belongs to your name—
There is no escape, no end to this flame.
You took on flesh, drew near to my core,
Su’dur bu’dur.
Var’dır yok’tur.
Baş’tır son’dur.
Hiç’tir her’dir.
Tek’tir çift’tir.
Taştan, kocaman kaplumbağa heykeli üzerinde otururken, gülüşüyorlar sarı çil çocuklar.
Alman turistler. Yeni yeni keşfediyor çocuklar, etraflarında olup bitenleri. Meraktan yaramazlıkları…
Babaları dolamış kollarını birbirine ve tüm kara düşler, tüm beyaz düşler, tüm yedi renk, taş sokağın bin yıllık yolunda dağılıyor.
Adam farkında mıdır, bilinmez. Ama şu andan geleceğe doğru kendisi de dağılıyor.
Ve sokakların taşlardan örgülü beliklerinde tarih olmaya başlıyor.
Şu andan öteye Yol gitmiyor.
Varı da,
Yoğu da
Yalnızca Kendi eksenim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!